EĞİTİME NEŞTER SANCISI
Kendi yolumuzu, rotamızı belirleyen bizleriz.
İyi insan olmak istiyorsak iyiliğe giden tüm engelleri aşmamız gerekir.
Merhametli olmaksa amacımız toprağı bile incitmeden yürüyeceğiz.
Karıncayı yol vereceğiz.
Topluma fayda sağlamaksa ümidimiz öncelikle değer vereceğiz
Ağaca, toprağa, kuşa, çiçeğe, çocuğa, yaşlıya, insana, insan için var olan her şeye.
Veyahut varolma şansı bahşedilmiş her bir şeye.
Aksine içimizde iyilikten bir nebze ışık vermiyorsak toprağa
Coğrafyanın kader oluşuna yol vermiştir varoluşumuz.
Bu bir seçim
Artık ayrılmaz bir mihenk taşıdır bu leke kalbimizde.
Yüreğimizin pisliğini Coğrafyanın kirliliğine bağlarız.
Kaderimiz bizim elimizde.
Tercih bizim, yol bizim
Nasıl görmek istiyorsak o şekilde eser bırakırız.
NE İLE BESLENİRSEK O YEŞERİR AYAK İZLERİMİZDE.
Toplum olarak en yozlaşmış çağı geride bırakmak üzereyiz.
Kötü günleri geride bıraktık,
daha kötüleri bizi bekliyor gibi.
İnsan olarak çoğu insani hissiyatı kaybettik.
Artık o kadar bir duyarsızlaştık ki acıyı bile hissetmez olduk.
Yığınca kalabalıklar arasında merhametten, sevgiden, saygıdan, kutsal sayabileceğimiz herhangi bir değerden bile mahrum olmak eksiklik hissettirmiyor kimsede.
Yaşamak ile değer vererek yaşamak arasında ki ince çizgiyi göremez olduk.
Değerlerimizi bir bir yitirdik,
Anlamsızlaşıyoruz.
Sorunlar yığdık baş ucumuzda.
Çözüme kavuşmayı bekleyen ve sürekli halının altına itilen tozlar kaldı boğazımızda.
Zamanla nefes alamaz olduk.
Sonuç olarak baş gösteriyor bir bir basit gördüğümüz ama içinden bir türlü çıkamadığımız sorunlar.
Oysa çok basit bir yaşantı için var olmak hevesimiz.
EĞİTİME HANCER SANCISI
Urfa ve Maraştaki olayı ifade edecek cümle bulamıyorum.
Bu bir çocuğun, aklı selim bir insanın yapabileceği bir eylem değil.
Bu, toplum sorunlarının ve çürümeye yüz tutmuş sancıların gün yüzüne vurumudur.
Ekonominin, sosyal çürümenin, saygı ve sevginin, değerlerin tedavülden kalktğının ayak izleridir.
Bu bir yaşam biçiminin sıçramasıdır.
İçinde bulunduğumuz coğrafyanın en dipe indirgenmiş aynasıdır.
Maalesef ki bu artık bizim kendi yarattığımız ve ipi bizim elimizde olmayan oradan oraya savrulan bir toz bulutudur.
Ne kadar acı ve vahim bir vaka.
Bir o kadar toplumsal ve psikolojik bir trajedi.
Tedavisi mümkün olmayan bir sancı.
Sosyal mecralardaki aşırılıklardan, hadsiz, şuursuz, dengesiz aile yapılarından elimizde avucumuzda kalanlardan..
Yöneticilerin daha iyi bir yaşam mümkün dedikleri lakin hiç bir yaşama değer vermedikleri,
kötünün iyisi en azındanların umursamaz tavırları bir bir yok etmekte geleceğimizi.
Sosyal sorunları, ekonomik bunalımları, ailelerde ki şiddet olaylarını, kültürel yozlaşmaları, öğretmen ve öğrencilerin iletişim problemlerini görmezden gelip
Saman altı edilen tüm sıkıntıların
günübirlik çözüm yollarının temelsiz dayanakları üzerine inşa edilmiş tüm yapılar çökmeye mahkumdur.
Bu ince çizgide birileri oynaşırken
birileri de böyle hoyratça yok olup gidiyor maalesef.
Biz böyle istedik, öyle oldu
Her dönemin acısı kendisi kadar olmuştur.
Yine her dönemin ülke sorunlarını görmezden gelip insanların dini duygularının tavan yaptığı dönemde tiktok ilahileriyle ülkeyi kabeye götürüp yolda tekerlek değiştirenlerin ve bunun toplum sorunlarını çözümü olarak görenlerin bıraktığı yara kadar büyüktür bu yara.
Ülkenin diline dolanan bir İlahinin bir kültür haline gelen küfrü, kötülüğü, yobazlığı, caniliği ve de vahşiliği yok edeceğine inanmak,
Adaleti sosyal ağlarda mafya adamlarına seslenerek aramak,
21 yy da Sağlıkta devrimi burun ameliyatlarıyla hizalamak,
Ekonomik refahı ve huzuru komşusu açken uzaya mekik fırlatmak,
Kaş yaparken göz çıkarmak,
Derine inmeden kuyu kazmak,
Beyaz zambaklar ülkesine varmak bir adım ötedeyken kafasını kuma gömmeye benzer.
Nasıl bu hale geldik değil bu hale nasıl geldiğimizi tam manasıyla çözümlediğimiz vakit taşları dize bilir, noksan yerleri giderebiliriz.
Herkes eteğindeki taşları bir döksün de görelim.
Vedalar, bu denli basit olmamalı.
El bebek gül bebek büyüttüğün evladına bu kadar basit veda etmemeli bir aile.
Gecesini gündüzüne katıp üstüne titrediğin evladını sabah okula gönderiyor, akşam yolunu gözlerken kendini biran morg kapısında sıra beklerken görüyorsun.
Kesinlikle bu bir yaşam değil.
Hak edilmiş bir an hiç değil.
Kader bu demek mümkün değil.
Sevgili Oğlum,
Güzel kızım !
Öncelikle iyi insan ol
Merhametini arkadaş edin.
Sevginle yürü
Doğaya, hayvanlara, insanlara karşı duyarlı ol demek yerine sağına soluna dikkat et, tanımadıklarınla konuşma,kimseye güvenme söylemleri nasıl gelişiyor günümüzde bir düşünelim.
Buralara nerelerden geldik.
Emek verilmiş bu günler için
Kötü kazanımlarda emekle oluşur.
Eğitim, aile de başlar topluma yansır.
En iyi Nasihatın eylem gerektirdiğini öğrenmediğimiz sürece söylemlerin sadece buhar oluşunu izleriz.
HASAT ZAMANI
Sorun kapıdaki güvenliğin olup olmaması değil. Güvenlik hiç değil.
Asıl sorun çocuklarımıza, çevremize, topluma olan bakış açımız yaklaşımlarımız beklentilerimiz.
Umutlarımız ve de yarınlarımız..
Bir toplum Öğretmenini ve Öğrencisini korumak için neden güvenlik önlemi alsın ki?
Buna niçin gerek duyulsun.
Asıl sorun bu aslında
Bu iki değeri koruyamıyorsa bir toplum neyi koruyacak ki?
Kişi ve zümrelere göre değişen eğitim sistemi dönemsel gelişen istek ve arzular..
Bizler çağın gereksinimlerini değil kişilerin isteklerine göre yaşamımızı düze koymaya çalışıyoruz.
Demek oluyor ki
Gelen gidenin düzenini beğenmiyor
Giden gelene devrediyor mirası.
Bu güven vermeyen sistem üzerine yapılan hangi çalışma meyve verebilir ki ?
Sonuç olarak
Eğitim de okullar de git gide itibarsızlaştırılıyor.
Hiç bir şey yokmuş gibi okullara devam etmek nasıl mümkün olabilir bu saatten sonra.
Kim gönül rahatlığıyla çocuğunu okula yollayabilir.
Hangi Öğretmen kendini, tüm sıkıntılarını unutup eğitime adapte olabilir ki?
Korku evine dönüşen okullarımızda
Çocukları derslere adapte etmek,
Onlara yeniden okulu sevdirmek mümkün mü?
Hangi oryantasyon çalışması bunları unutturabilir?
Doğrulara erişmek için girdikleri kapıdan yanlışlardan kaçmak için pencerelerden atlayan miniklere nasıl ifade edeceğiz güzel günler göreceğimizi.
Sosyolojik açıdan incelenmesi gereken bu vakanın
Yol haritasındaki motivasyonunu öğrendiğimiz vakit oturup düşünmek zor olmayacaktır.
Kim ne derse desin bu tarlayı bizi yönetenler ekti
Şimdi hasat zamanı.
Ektiklerinizi toplama, şayet sarfettikleri kendi emekleri ise karşılığını alma zamanı..
Emeğin, hakkın kelime manalarını kendi yazdıklarını kitaplardan alıntılayabiller.
Çözümü sadece eğitimle bulmaya çalışmakta büyük yanılgıdır.
İlahi bittikten sonraki yaşantısını irdelemek gerekir toplumun.
Aynı şekilde bu katliama tetik çeken çocuğun yaşantısını irdelemek gibi.
Öncelikle insan yetiştirelim. Eğitimi, yaşam kılar.
Bu yaşamda şayet varsa bir nasibimiz
Oda kişilerin anlık duygularına heba edilmemeli.
Yaşanmadan ölmemeli.
Büyümeden ölmemeli.
Çocuklar ölmemeli.
Zaman geçtikçe bazı şeylerin çözümü mümkün olamıyor.
Değiştirmek istiyorsak önce kendimiz değişeceğiz.
Zaman kaybetmeden.
Derhal.