Hafta sonunu Ankara'nın en işlek caddesi olan Kızılay iş merkezinin dördüncü katından ana caddeye bakan bir Cafe'nin balkonunda, çay eşliğinde koyu ve güzel bir söyleşi gerçekleştiriyoruz.  Konuğum "Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölüm öğrencisi" Hanım bir hemşerimle çay eşliğinde, ilkel ve tutarsız olaylarıyla sürekli gündemden düşmeyen Bingöl Üniversitesive Rektörünü konu alıyoruz.

 

Daha ilk karşılaşmamız olmasına rağmen memleketinden uzak bir şehirde kalmanın yaşattığı aidiyetlik duygusu, dilinden düşen her cümlenin sonunda samimi bir tebessüm ve memleket özleminin kokusunu hissedebiliyor insan...

 

Giyim kuşamındaki renklilik, dünyaya bakan modern düşüncelerine o kadar yansımış ki, bir anda söylediği her sözün, cümlenin, modern görünümüyle eş değer olduğunu rahatlıkla fark edebiliyor insan.

 

Kış mevsimin oluşturduğu soğuk hava karşısında sıcak çaylarımızı yudumlarken, memleket sorunlarıyla ilgili yaşadığımız bu samimi sohbet, tüm bedenimizi ısıtıyordu doğrusu...

 

"Bingöl Üniversitesinde gerçekten ne oluyor?" Samimi bir tebesümle sorularına ara vermeden bu durumu sorgulayan Hanım arkadaşım, "Bingöl Üniversitesi Rektörü Gıyasettin Baydaş'ın bu tutarsız ve keyfi tutumu neticesinde yaşanan bu olaylarda, sivil toplum kuruluşları ile basının Bingöl'de sessiz kalması karşısında duyduğu üzüntüyü,büyük bir duyarlılıkla dile getiriyordu."

 

Toplum gelişimini yakından ilgilendiren basın ve sivil toplum kuruluşlarının önemine değinen konuğum, "Bingöl'de basın ve STK'ların bu duyarsızlığı, yaşanan toplumsal olayların seyrini manüpüle ettiği gibi; toplumsal bir çok haksızlıkları da doğurmaktadır."

 

Bingöl'le ilgili olumsuz düşüncelerimde hiç yanılmadım. Toplum olarak takkeci ve düşünsüz bir mistik yapısına sahibiz. Tüm konularda cik/cık eklerine hayranlık duyarak, olayları doğrudan sorgulamayıp önümüze atılan ne varsa; sorgusuz, sualsiz yutabilen bir toplum yapısına sahibiz. Burada bir toplum mühendisi gayreti içerisinde degilim! Ancak Bingöl'deki durum bir vahamettir.

 

Sizin de ilginizi çekmiyor mu? Bingöl Üniversitesinde ortalık savaş alanına döner, öğrenciler evlerinden cezaevlerine atılır, okul üç gün boyunca polislerce işgal edilir, olaylar bir çok ulusal basını tarafından manşet edilir, Bingöl'de basın her ne hikmetse üniversitenin yanından geçmez. Bu durum tesadüf olabilir mi? Bingöl İli, devlet ve sistem tarafından ablukaya alınmış bir şehir yapısından kurtulmadıkça, toplumsal yanlışlıklar hep devam edecektir.

 

Sözlerine ara vermeden çayını yudumlayan konuğumun bu durumunu fırsat bilerek, Roşan Lezgin olayını soruyorum: "Bingöl Üniversitesince 2011'de düzenlenen Zaza Sempozyumu ile ilgili Kürt Aydın ve yazar Roşan Lezgin'in katılım başvurusunu "gerçek isminizle katılmanız gerekmektedir, Müstear isimler kabul edilmeyecektir." Şeklinde açıklama yapan Bingöl Üniversitesinin bu tutumunu nasıl karşılıyorsunuz?

 

Konuğum: "Bu tutum bir üniversite için utanç olmalıdır. Bir üniversitenin bir yazara "müstear isimle katılamazsın" demesi skandaldır. Hiç bir üniversite müstear isim gerekçesiyle bir aydın/yazara (DGM) Devlet Güvenlik Mahkemesi anlayışını sergileyemez, bırakın bir aydını, sıradan bir vatandaşın fikir katılımını sorgulayamaz, sorgulamamlıdır. Bingöl Üniversitesi kurulduğu günden bu yana sinsice Kürt düşmanlığı gayreti içerisindedir. Devlete dayanarak devletin politikaları doğrultusunda hareket etmek bile, bir üniversite içini fikir hürriyeti açısından bir rezalettir. Dünyada binlerce yazar müstear isim kullanmaktayken, Bingöl Üniversitesinin bu tutumunun tesadüf olmadığını görmekteyiz. Eski devlet reflekslerinin en yoğun olduğu kurumun başındaki Hakan Fidan bile; Baydaş'tan daha duyarlı, daha halkçı, daha toplumcu bir devlet adamı kimliğini sergilediğini görüyoruz. Peki! Tüm bunlar ortadayken, Baydaş bu gücü kimden buluyor ve nasıl bu kadar dikta bir anlayış segileyebiliyor.

 

Son olarak Bingöl Ünivetsitesi Rektörüyle ilgili yaşanan bu olaylar karşısında, Bingöl bürokrasinin tutumunu nasıl karşılıyorsunuz? Bürokrasinin bu sessiz tutumuna ne diyorsunuz?

 

Konuğum: "Bingöl'de on binlerce insanın temsiliyetini taşıyan yerel yönetim temsilcilerinin bu olaylar karşısında sessiz kalmalarını, hiç bir anlayışa sığdıramıyorum. Özelikle her platformda Zazaca, Kurmanca konuşmalarıyla kimlik duyarlığını göstermeye çalışan bugünün toplum temsilcisi, aynı duyarlığı Bingöl Üniversitesinde devletin bir komutanı gibi öğrencilere mahalle kabadayılığı yapan Rektör Baydaş'a gösteremediğini görmekteyiz."

 

Bingöl Üniversitesinde olayların yaşandığıgünün sonrasında üniversite kampüs alanında bir iki öğrenciyle çorba dağıtan Bingöl Belediye Başkanın bu absürt çorba dağıtma olayında bile, Kürt düşmanlığı içerisinde olan Bingöl Üniversitesinde yaşanan bu haksız olayları manüpüle etmekte ne kadar tecrübeli olduğunu kanıtlamıştır. Yine bu çorba olayıyla hiçbir şey olmamışgibi bir algıyaratmaya çalışan bugünün siyasi temsilcisi;geçmişte idam edilen Seyit Rıza'nın ogünkü devlet tanımı, bize bugünü daha iyi izahettiğini söyleyebiliriz."

 

Bingöl'de demokrasi vurgusu, fikir hürriyeti, inanç özgürlüğü her ne hikmetse sadece seçimlerden seçime belirli kişilerle toplumun önüne bir sarmalamayla konulduğunu görüyoruz. Seçim öncesi her platformda toplum önünde demokrasi ve fikir hürriyeti naralarını atan bugünün siyasi temsilcileri,Bingöl Üniversitesinde yaşanan bu olaylar karşısında Baydaş'ınönünde ceketlerini ilikleyerek hiçbir şey olmamış gibi bir algıyla çorba dağıtmayı toplumun çocuklarından daha değerli gören bugünün siyasi temsilcileri, İslam dahil, tüm dinlere göre günah işlemişlerdir.

 

Üniversiteler: "Toplumların gelişimi için tüm farklılıkları bir zenginlik gören eğitim kurumları" naralarını atan toplum temsilcilerinin seslerini hala duyar gibiyim. Peki Bingöl'de söylenen söylemlerle, pratikler bir mi; değil! Neden diye merak edenimiz olunca da, ya cezaevi, yada onursuz bir eğitim hakkıyla bugünlere maruz kalındığını görmekteyiz.

 

Çok merak ediyorum! Bugün aidiyet degerlerinden ve kimliğinden taviz vermeyen onurlu bir kaç öğrenciye kabadayılığı mukaddes sayan Rektör Baydaş'ın bu tutumu Bingöl'de değilde; Türkiye'nin herhangi bir ilinde yaşansaydı, bürokrasinin bu tutumu yine böyle mi olurdu?

 

Ne oldu Avrupa özgürlükçü eğitim normlarınıza! Bu mu özgürlükçü evrensel eğitim normlarınız?  Bir üniversitede bu mudur evrensel fikir hüriyeti?  Bu muydu tüm kimlikleri, dilleri, dinleri, fikirleri bir zenginlik sayan anlayışlar?

Yazık, gerçekten yazık! Bu toplumun önüne Baydaş gibi insanları bilim adamı olarak koyan bugünün siyasi temsilcileri, Allah'ın adeleti önünde elbette hesap vereceklerdir. Yine bu ilkel olaylara ses çıkarmayarak algı manipülasyonuyla toplumu yanıltmaya çalışan bugünün siyasi temsilcileri, basın ve sivil toplum kuruluşlarının bu üslubu, Bingöl'le ilgili tüm umutlarımızı bitirmiştir.

 

Hanım arkadaşımın Bingöl Üniversitesi Rektörü ve siyasi temsilcileriyle ilgili dışardan bu izlenimlerini duyduktan sonra, bu zamanda doğru ve yanlışı ayırt etmenin gerçekten de çok zor olmadığına bir kez daha bu sohbette anlamıştım.

 

Konu Bingöl olunca, Hanım kızımızla sohbetten sonra hemşehrimiz olan Mahsun Kırmızıgül'ün hem yönetmenliğini, hem de yapımcısınıüstlendiği "Mucize" filmi içinsinemanın yolunu tuttuyoruz.

 

İzlediğimiz Mucize filmiyle kendimize gelmenin mutluluğunubir birimize " bir filim ancak bu kadar güzel olur" sözleriyle geçiştiriyoruz. Her yönüyle tam bir mucize gibi olmuştu, Mucize filmi. Filmde verilen toplumsal mesajlardan çok, ölen dillerin arasında yer alan anadilimiz Zazacanın filmde konu olarak kullanılmasıydı.  Kırmızıgül; Mucize filmi ile tarihin dahilizlerinde kaybolan "Zazaca" diline ışık tutmakla kalmamış, bu yönüyle ölen bir dilin kalbine az da olsa suni solunum ve kalp masajı uygulamıştır. Kırmızıgül'ün bu duyarlı sanatçı kimliğine tüm Bingöl adına teşekkür ediyorum.

[email protected]