Özelde Bingöl genelde tüm Türkiye’de zaman zaman rastladığımız yaka paça toplanıp zabıta araçlarına balıksırtı doldurulup şehir dışına bırakılan dilencilerin karşı karşıya kaldıkları bu istenmeyen görüntüler sokak köpeklerine yapılan muamelenin aynısın insana yapılıyor olması kabul edilecek ve tasvip edilecek bir durum değil. dilencilik bir sorun mudur olayına gelince sayısal değer üzerinden hesaplanıp geçmişe oranla sayının artığını söylüyorsanız bu bir sorundur. mesela şehrimizde yıllarca alıştığımız tanıdığımız dilencilerimiz vardı ve biz onlardan gayet memnunduk. onlardan sadakamızı esirgemiyorduk. ancak nereden çıktıkları belli olmayan bir sürü dilenci türedi. buda bizim kendi dilencilerimizle aramızda bir kopukluk meydana getirdi diyorsanız buda ciddi bir sorun. Asıl mesele bu değil asıl mesele dilenciliğin bir yaşam biçimi gibi ve bir meslek gibi kabul edilmesidir. Asıl sorun budur. Bir toplumda insanlar kendilerini yararlı bir pozisyonda konumlandıramıyorlarsa(bir baltaya sap)olamıyorlarsa beli bir noktadan sonra hayata tutunabilme mücadelesi adına bu tür yollara tevessül ediyorlar. Dilencilik, dilencinin kendisini yeniden var etme mücadelesidir.
Dilencilik Kendine Has Kültürü, Yaşama Biçimi Olan Bir Meslektir.
Dilencilik kendine has kültürü, yaşama biçimi olan bir meslektir. Bu mesleki icra etmek için dilenciler şehrin belli bir mahallesini üs olarak seçerler. Planlı bir şekilde şehirden şehre göç edebiliyorlar. Bu onlar için bir yaşam biçimidir. Bütün hayatlarını ona göre tanzim ediyorlar yaşamları farklı giyimleri farklı eğlenceleri farklı bu farklılık dilencinin kendisini yeniden var etme biçimidir.
Dilenciliğin bir meslek olarak görülmesinin altında yatan nedenler; dilencilerin bu mesleklerini icra ederken kullandıkları yöntemlerdir. Mesela dilenciler para isterken veya her hangi bir şey isterken genelde karşısındakinin durumuna göre hareket ederler. Bu isteme tekniklerinde oldukça iyidirler. Dikkat ederseniz dilenci yaşlıya göre ayrı gence göre ayrı kadına göre ayrı taktikler kullanır. Buda bu mesleğin icabından kaynaklanır. Dilenciler hayatlarını sürdürebilmek için nerede nasıl davranacaklarını gayet iyi bilirler. Toplumdan bir şey alabilmenin yolu topluma mesafeli olmak tam entegre olamamaktan geçer siz toplumla çok içli dışlı olmazsanız o zaman istediğinizi alabilirsiniz. Buda bu mesleğin siyasi boyutudur.
Gün geçtikçe dilencilerdeki sayı artmaktadır bunun nedenlerinden biri de; dilencilik çok basit örgütlenebilen yaşam biçimi olmasındandır. Aynı meslek grubundaki insanlar genelde aynı çevreden çıkarlar. Marangozlukta, nakkaşlıkta, çobanlıkta vb. dilencilikte bir meslek olduğu için üyelerinin birbirini iyi tanıyan anlayan kolay iletişim kurabilen bireylerden olması lazım dolayısıyla dilencilerde genelde aynı çevrelerden çıkarlar örneğin Türkiye’nin bazı illeri adeta dilenci üretmek için kuluçkaya yatmışlardır ve yaşam biçimi olarak ta gayet doğal bir kabul görmüştür.
Dilenenler Sadece Fakir Oldukları İçin Dilendiklerini Söyleyemeyiz
Fakir diğer adıyla mağdur dilenmez ihtiyacını gidermek için kendince sorununu çözebileceğine inandığı insanların kapısına gider. Meslek olarak dilencilik yapanlar veya dilencilik mesleğini icra edenler boyut değiştirirler dilenmek başka bir boyuta geçmek demektir. Kişiler arası ilişkide kendi kişilik ve kimliğinden kurtulup yüzü kızarmadan isteyebilme boyutuna geçer. Örneğin sokakta karşılaştığı herhangi birine bana bunu versene bana bunu alsana diyebilir. Bu isteme devamlılık arz eder. Devamlı oluşu bu işin meslek oluşundan ileri gelir. Dilenciliğe geçiş boyutunda karşısındakini inandırmak için mağdur rolü oynanmak zorundadır. Kolu bacağı sakat yara bere içinde kör topal bütün bunlar mesleğini daha rahat icra etmek içindir şimdi biz soralım sizce bütün bunlar yoksulluktan fakirlikten ileri gelen şeylerdir yoksa dilencilik mesleğinin bilinçli ircası mıdır? Bence bütün bunların yoksulluktan çok bir meslek olarak, bir hayat tarzı olarak algılanması gerekiyor. Çünkü insan çok fakir olabilir ve hatta çaresizlikten bir köşede durup hiçbir şey demeden para isteyebilir. Ama dilencilikte, biraz tecrübeyle her yere ve koşula göre bir isteme tekniği var.
Yoksulluğun Artışı Beraberinde Dilenciliği Artırmıyor
Ülkenin geneline bakın gelir dağılımına bakın bu gün asgari ücretle çalışan işçilik yapan ve hatta memur yoksulluk sınırının altında bir ücretle çalışıyor, yoksulluğun artışı beraberinde dilenciliği artırmış olsaydı, ülkenin %80 in dilenmesi gerekmiyor muydu? Buradan şu anlaşılıyor. Dilenme bir hayat tarzı olmuş ve dilenci böyle bir hayat tarzından hiç mi hiç rahatsız değil ve herhangi bir sıkıntı çekmemektedir. Yoksul bir insan istemeden dilense bile kendisiyle yalnız kalınca bu davranışından dolayı üzülür zaman zaman isyan eder ama dilenciliği meslek edinenlerde böyle bir duruma rastlayamazsınız beli ki burada böyle bir sıkıntı yok. Yapılan işe bakılırsa fail burada yapacağı işin sosyolojik ve psikolojik analizini çok iyi yaptıktan sonra bu mesleği icra ediyor.
Yeryüzündeki Bütün Dilencilerin Sosyal Özelikleri Benzerdir
Aklen ve bedenen özürlü olduğu için bu işi yapan veya bu yola sokulanlar var çevremizde deli olup insanların yaptığı yardımlarla karınlarını doyuranlar var. Bunlar dilenci değil, dilencilik daha örgütlü bir yapı. Dilencilik dilencinin kendi davranışıyla diğer insanların davranışları arasında ilişkiyi hesaplama faaliyetidir. Yeryüzündeki bütün dilencilerin sosyal özelikleri benzerdir. Bu sosyal özeliklerin benzer olması bu mesleğin karakterindendir.
Sosyal devlet olmanın gereği yapılan yardımları sadaka kültürü olarak değerlendirebilir miyiz veya bu yardımı yapan kişiler veya yardım kuruluşları bunu yapmakla doğru yapıyorlar mı? Acaba diye düşünen kişiler var. Mesela yapılan yardımlar kişileri çalışmamaya itiyorsa tembelleştiriyorsa bu tespit doğru ancak gelir dağılımındaki eşitsizlik bazen insanların hayata kalma mücadelesini zorlaştırıyor. Mesela Bingöl gibi bir yerde sanayi yok üretim alanları yok geriye esnaflık beden işçiliği ve devlet memurluğu kalıyor bütün bunları bilerek birileri çevresinde gerçekten mağdurların olduğuna inanıyorsa veya bundan ciddi bir hayır umuyorsa onu da yardım yapmaktan alıkoymamak lazım. Her şeye rağmen bizim insanımız duygusaldır bazen yolda karşılaştığı biriyle simidini paylaşır aşını ekmeğini paylaşır böyle yapan birine sen yanlış yapıyorsun diyemeyiz kişi böyle inanıyorsa bırakalım oda inandığı gibi yaşasın.
Yapılmak istenen yardımların güvenilir yardım kuruluşları aracılığıyla yapmak daha doğru olur. bazen hayır kuruluşlarının belli düşünceleri temsil ettiği düşüncesiyle onlar üzerinden yardımlar yapmak istenmiyor. Buda doğru değil bunların denetlenebilir olduğunu bilmek ve verdiklerimizin nerelere gittiğini de kontrol etmeliyiz. Bir de bu yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanları tanıyıp gerçekten iş bulamadığından mı yoksa bu durumu bir yaşam biçimi olarak mı tercih ettiklerini öğrenebiliriz topluma dâhil edilebilenler dâhil edilir diğerleri üzerinde de bir kontrol mekanizması oluşturulabilir
Zabıtaların Dilencileri Şehir Dışına Bırakmaları Çözüm Değil
Maalesef yasalarda, yönetmeliklerde belediye kanunlarında zabıta yönetmeliğinde Türkiye’de devletin dilencilere yönelik onları insani olmayan bir tutumla zabıtalarla toplayıp elindekilere el koyup şehir dışına bırakma dışında başka bir yaptırımları yok. Bunun da caydırıcı olmadığını çünkü varsa bir sorun o sorunu çözmeye yönelik bir yaptırım değildir. Mesela Bingöl de zabıta şehirdeki dilencileri toplayıp şehir dışına götürüp bıraktı ve kendilerince kanunların kendilerine tanıdığı yetkiyi kullandılar bu durum hem bir çözüm olmadı hem de olayların boyutunu bilende bilmeyende duygusala bağlayıp bu yapılanlar vicdana insanlığa sığmaz insanoğluna bu yapılır mı? Peki, sorduğunuzda herkes bu durumdan rahatsız kim oldukları belli olmayan insanların sokağımızda binamızda çevremizde dolaşmaları hepimizi rahatsız ediyor. peki çözüm nedir diye sorduğunuzda onu da söylemiyorlar. o zaman ne yapmalı fazla duygusallığa bağlamadan dilencilere yok demesini bilmemiz lazım gerçekten varsa çevremizde ihtiyaç sahipleri bunları tespit edip aramızda yardım bağlarını güçlendirmek suretiyle o mağdurlara yardımcı olmamız gerekir. Devlette sosyal devlet olması gereği üstüne düşeni eksiksiz yapmalı.
Dilenciliğe dair sosyal devletin politikaları var ancak dilenmekten vazgeçmiyorlar. Sosyal devlet alanında son zamanlarda devlet iyi ve olumlu birçok adım atmıştır. Buna rağmen daha önce de dediğimiz gibi bu dilenciler asla dilenmekten vaz geçmezler. Şunu çok açık ve net söyleyebilirim, bazı illerimiz var sanki dilenci üretme çiftlikleri gibi o illerden herhangi birisinin bir köyüne gidin ve oradaki bir dilenciye deyin ki gel sen köyünde kal biz sana iş kuralım sende oradan geçimi sağla o asla bunu kabul etmez kafileden geri kalmamak için erkenden İstanbul’un yolunu tutar o bu mesleğini icra etmede kendisini zorunlu his eder.
Peki, bu sorunu çözme alanında çalışanlar, öncelikle bu insanların kategorize edilmesi lazım. olayı yoksulluk dilencilik deyip geçiştirmek doğru değil. dolayısıyla olayları bütün boyutlarıyla ele almak lazım. mesela siz hiç dilencilerin gidip tıraş olabilecekleri bir berber biliyor musunuz? Banyo yapabilecekleri bir hamam üstlerini yıkayabilecekleri bir çamaşırhane… tekrar söylüyorum, devlet kimin neden dilendiğini bunun altında yatan sosyolojik ve psikolojik nedenleri çok iyi tespit edip ona göre bir alt yapı oluşturmalıdır.
Sonuç olarak; bir şehirde halka hizmet etsin diye seçilip iş başına getirilen insanlara şehirde dilenci istemiyoruz ama onlara karışmanızı da istemiyoruz demek biraz hüsmen dayılıktır ben senin koşmanı istemiyorum ama maratonda da birinci gelmeni istiyorum demek gibi bir şeydir. Evet bir yerde yapılan bir yanlış varsa ve bu yanlışı da bizim seçip iş başına getirdiğimiz insanlar tarafından yapılıyorsa tabi ki engel olalım yapılan yanlışın hesabını soralım ancak sırf sevmiyoruz ve siyasi rakibimizdir diye birini bu sebeplerle linç etme girişimlerimiz halkımıza ve şehrimize de zarar verir kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Şehrin ve insanlarımızın iyiliğini ve kazanımlarını değil kendi siyasi çıkarlarını önceleyenlere de hep birlikte ŞEHİRDEKİ TİLKİLER DİYELİM.