Ülkemiz ve dünya zor zamanlardan geçiriyor. Küresel iklim değişikliği, mülteci sorunu, Pandemi, Pandemi le beraber gelen ekonomik sıkıntılar gibi onlarca problemimiz var. Gelinen noktada ise ülkede herkes birbirini suçluyor. Kimi yönetimleri, kimi sistemi, kimi dış güçleri suçluyor. Yani herkes karanlıktan muzdarip lakin hiç kimse bir mum yakmaya yanaşmıyor, hiç kimse sorunu kendinde aramıyor,  herkes sorunu başka yerde arıyor.

              Halbuki bizim en büyük sorunumuz “AHLAK” sorunudur. İçinde bulunduğumuz tüm bu maddi sıkıntılar geçer elbet. Ekonomiler, kurumlar, hükümetler, hatta devletler bile bozulur, yerlerine yenileri inşa edilir. Ama bir toplumda ahlak bozuldu mu inşası zordur. Ve ahlak bozuldu mu siyaset bozulur, ticaret bozulur, kültür bozulur, adalet bozulur, düzen bozulur, terazi bozulur hasılıkelam toplumun tüm katmanları bozulur.

               Şimdi gelin hep beraber toplumumuzun bir kısım ahlaki yozlaşmasına, ahlaki erozyonuna hep beraber bir göz atalım; İslam da ticarette ölçü nedir? “Bir torba ya da kasanın üstündeki ürün neyse altındaki de aynı olmak zorundadır.”  Pekiyi ülkemizde on yıllardır bir kasa ürünün üstü ile altının aynı olduğunu gören var mı? Yok.

               İslam diyor ki; “Bir kardeşiniz zor durumda ise, sattığı ürün 10 TL ise, senin gücün varsa sen 12 TL ver ki, müşkülü hal olsun”. Adam gidip sıkışan Müslüman kardeşinin evini, arabasını, malını fırsattan istifade düşük fiyata alıyor, sonrada gelip toplumda göğsünü kabartarak ne karlı bir ticaret yaptığını anlatıyor. Toplumda onu tenkit edeceğine takdir ediyor. İşte tamda ahlaki yozlaşma, ahlaki erozyon budur işte. Çoğumuz hakka girdiğimizin, ahlaktan ödün verdiğimizin farkında bile değiliz. Bir günahtan daha günah bir şey varsa, o da o günahın normalleşmesidir, sıradanlaşmasıdır. Ve biz maalesef toplum olarak birçok ayıpta, günahta normalleşmiş durumdayız artık.

               Şöyle bir ilinizin, mahallenizin iş yeri kiralarına bakın. 100 tane esnafın 99’u vergi kaçırmak için kirasının 10’da 1’ini gösteriyor. Hem mülk sahibi hem kiracı devletten vergi kaçırıyor.

Ev sahipleri durup dururken bu zor zamanda kiracılarını dışarı atıyorlar, sırf iki üç misline yeni kiraya vermek için. Bir yerde bir doğal afet oluyor, bir günde kira fiyatları beş on misline çıkıyor. Oysaki Ensar ile Muhacir çöl ortasında çadırlarını, hasırlarını, gönüllerini, yokluklarını paylaşmıştılar birbirleriyle.

              Etrafınızdaki 100 kişiye sorun; çocuğunuzun torpille işe girmesini istermsiniz diye, 98 tanesinin size evet diyeceğini göreceksiniz.

İslam ahlakında; torpil, fırsatçılık, stokçuluk, fahiş fiyata satma, gramdan ve kaliteden çalma ve aldatma yoktur. Mümin, mümin kardeşini aldatamaz. Mümin kardeşini aldatırsa  Allah’a savaş açmış demektir. Şöyle bir bakalım ülkemizin esnafına ve insanına, neredeyse birbirini aldatmayan esnaf ya da vatandaş yok.

               Buğday ülkesiyiz ve buğday sıkıntımız olmamasına rağmen un fiyatları 400 TL’ye çıktı. Toprak mahsulleri ofisi 570 bin ton unu 180 TL’den piyasaya verdi,  piyasanın tekeli o unları da alarak vatandaşa 350-400 TL’den satmaya devam etti.

               Devlet ÖTV indirimi yaptı, ortalama araç başı 70,000 TL indirim vatandaşın cebinde kalsın diye, henüz yere düşmeden yine piyasanın araba tekeli tarafından hiç edildi. Adamlar sıfır araç bayii, araç yazılan müşteriyi iki üç ay öteliyorlar, gelen araçları da stoklayıp birilerinin adına ruhsatlandırıp ikinci el fiyatına daha yüksek fiyata satıyorlar.

                Ne diyor Hadis-i Şerif? Her hangi bir tüketim ve ihtiyaç malzemesini, daha fazla kar ederim diye kırk gün stoklarsa, o kişi o malın tamamını sadaka dahi verse işlediği günahın bedelini ödeyemez. Piyasaya bakıyorsunuz arabalardan yaşam malzemesine kadar her şey neredeyse stoklanıyor. Neredeyse bu akıma kapılmayan esnaf yok.

           Yahu biz ki Ahi Evren kültüründen gelmiş bir milletiz. Öyle bir aşamaya gelmiş ki bir şehirde gönül rahatlığı ile gidip bir kilo tereyağı alamıyorsun. Herkes ya tanıdığı emin olduğu esnaftan ya da tanıdığı köylüden temin ediyor. Düşünebiliyor musunuz ne hale gelmişiz toplum olarak.

            Şimdi siz diyeceksiniz ki; devletin ve özel sektörün kademe ve kurumlarında bizi yönetenlerde aynı şeyleri yapıyorlar, ya da görevlerini yapmıyorlar. Evet haklısınız lakin Enfal ve Rad sürelerinde Allah özetle diyor ki; “Siz ne halde iseniz başınıza o şekilde idareciler gelir. Bir toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarındakini değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez”.  Sonuçta kamunun en alt biriminden en üst birimlerine kadarki tüm yöneticiler, idareciler, devlet ve özel kurumlardaki emanetçiler bizim içimizden çıkıyorlar, uzaydan gelmiyorlar. Bizler toplum olarak böyle kaldığımız sürece böyle yönetilmeye devam edeceğiz.

            Pekiyi çözüm ne? Çözüm; Eğitim sistemimiz. Siyasetimizle, halkımızla, kurum ve kuruluşlarımızla birlikte, seferberlik halinde; Laiklikten, ön yargılardan, siyasi ayrışmalardan uzak bir eğitim sistemi kurarak yeniden İslam ahlakını, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın  tamamlamaya gelip tamamladığı güzel ahlakı inşa ederek sımsıkı Allah’ın ipine sarılacağız. Peygamberimizin hayatında tatbik ettiği Kuran sadece bir ibadet kitabı değildir. Kuran, hem dünya hayatımıza hem de ahiret hayatımıza dair ne yapmamız gerektiğini en ince ayrıntısına kadar söylüyor bize. Kuran adaleti; “koçsuz koyunun hakkını dahi koçlu koyuna bırakmaz.” Allah’ın yarattığı buğday tanelerinin ortasındaki çizgiler dahi boşuna değildir. Allah, o çizgiyi koymakla diyor ki; Hak darı tanesi kadar küçükte olsa haktır ve hak sahibine teslim edilmelidir.

Bizler bu gün zaten Kuran’ı anlamayarak, kaside şeklinde dinleyip ölmüşlerimize okuduğumuz için bu haldeyiz. 

İnsanlık tarihi boyunca bakın; insanlığın başına ne gelmişse, insanlık Allah’ın ipini bıraktığı için, Nebileri ve Allah’tan gelenleri dinlemedikleri için gelmiştir. Günümüzde de ne siyasetimiz, ne sistemimiz, ne kültürümüz, ne ticaretimiz, ne yaşantımız, ne sosyal hayatımız, ne medyamız, ne tüketim ve paylaşım kültürümüz, hasılıkelam hiçbir yaşantımız neredeyse İslam ahlakına uygun değil. Sonrada her şeyden dert yanıyoruz, başımıza neden bu musibetler geliyor diye.

Unutmayalım ki; yerden göğe ne giderse gökten de yere o yağar.

Ülkemizin,  ümmetimizin ve insanlığın yeniden Allah’ın ipine sımsıkı sarılması ve hak yolunu bulması duası ile hepinizi Allah’a emanet ediyorum.