Bazı hikâyeler yüksek sesle anlatılmaz; yaşanır, sindirilir ve zamanla kendini gösterir. Menduh Ataoğlu’nun yolculuğu da tam olarak böyle bir hikâye… Solhan’da yokluk içinde geçen bir çocukluktan, İstanbul’un kalabalığında tutunma mücadelesine; parklarda, cami avlularında geçen gecelerden bugün istikrarlı bir iş hayatına uzanan uzun ve sabırlı bir yürüyüş.
Gösterişten uzak ama emeğiyle konuşan bir başarı öyküsü.Ataoğlu’nun hikâyesini değerli kılan, sadece bugün geldiği nokta değil; oraya hangi şartlarda ve hangi bedellerle ulaştığıdır. Ekonomik özgürlüğün bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu çok erken yaşlarda fark etmiş; pes etmek yerine dayanmayı, beklemek yerine çalışmayı seçmiştir. İklimlendirme sektöründe sıfırdan kurduğu işini adım adım büyütürken, her zaman temkinli ama cesur olmayı başarmıştır.
Bu röportajda Menduh Ataoğlu; memleketten kopmayan köklerini, İstanbul’da verilen görünmez mücadeleyi, iş ahlakını ve gençlere bırakmak istediği mesajları tüm samimiyetiyle anlatıyor. Bu satırlar, yalnızca bir iş insanının başarı hikâyesi değil; sabrın, direncin ve inancın insanı nereden nereye taşıyabileceğinin de güçlü bir hatırlatıcısı.
Okuyucularımız için kendinizden bahsetmek yerine şunu sormak isteriz: Bugün Menduh Ataoğlu’nu tanımlayan temel değerler nelerdir?
Ben kendimi tek bir kelimeyle tanımlayacak olsam “emek” derim. Aslen Solhanlıyım; İstanbul’da iklimlendirme sektöründe faaliyet gösteren bir iş insanıyım. Hayatım boyunca hiçbir şeyin kendiliğinden gelmediğini, her kazanımın sabır ve alın teriyle mümkün olduğunu yaşayarak öğrendim.
Bugün geldiğim noktada beni ayakta tutan temel değerler; dürüstlük, istikrar ve yaptığım işin arkasında durabilme iradesidir. Büyük laflardan çok, sessiz ama sağlam adımlara inanan bir yapım var. İşimde de, hayata bakışımda da bu çizgiyi korumaya çalışıyorum.

İş hayatına uzanan yolculuğunuz nasıl başladı? İstanbul serüveni sizin için ne ifade ediyor?
İş hayatım, birçok Anadolu insanı gibi, daha iyi bir gelecek kurma hayaliyle başladı. Solhan’dan İstanbul’a uzanan yolculuk, kolay bir tercih değildi; ama kaçınılmazdı. Büyük şehir, büyük imkânlar kadar büyük zorluklar da barındırıyordu.
Birçok işte koşuşturdum. Ama en son iklimlendirme sektörüne girdim. ilk adımı attığımda ne büyük sermayem ne de hazır bir çevrem vardı. İşin mutfağında çalışarak, sahayı öğrenerek, ustalardan dinleyerek ilerledim. İstanbul benim için sadece bir şehir değil; sabrın, mücadelenin ve ayakta kalmanın öğretildiği bir okul oldu.
Bugün bulunduğunuz noktaya gelene kadar sizi en çok zorlayan süreç neydi? Bir kırılma anınız oldu mu?
En zor süreç, İstanbul’a ilk geldiğimde yaşanan belirsizliklerdi. Bir çok iş denemesi yaptım. Dikkat etmeuye çalıştım. Küçük adımlarla büyürken, her yanlış kararın bedeli çok daha ağır olabiliyor. Özellikle işin ilk yıllarında hem maddi hem manevi olarak ciddi sınavlardan geçtim.
Kırılma anım ise şuydu: Bana bir büyük iş insanının o dönem çalıştığım otoparktan alıp şantiyeye götürmesiydi. Orada işi sahada öğrendim ve kendisi bana bağlantı kurarak iş almamı sağladı. Sermayem yoktu ama o iş insanının adı sermaye gibiydi. Tüm kapıları bana açtırdı.
Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz? Disiplin, cesaret ve vizyonun yeri sizce nedir?
Ben başarıyı sadece büyümek ya da kazanmak olarak görmüyorum. Başarı, başladığın işi sürdürülebilir ve saygın bir noktaya taşıyabilmektir. İnsanların sana güvenmesi, işini zamanında ve düzgün yapman, en az kazanç kadar kıymetlidir.
Disiplin bu yolun olmazsa olmazıdır. Cesaret ise doğru zamanda doğru riski almaktır. Vizyon da günü kurtarmak değil, yarını hesap edebilmektir. Bu üçü bir araya gelmeden kalıcı başarı mümkün olmuyor.
Bugünkü tecrübenizle geçmişe dönseniz, neyi farklı yapardınız?
Daha erken yaşlarda sistem kurmaya odaklanırdım. İşin her aşamasında bizzat olmak öğretici ama bir noktadan sonra büyümeyi yavaşlatıyor.

Ayrıca şunu söyleyebilirim: Herkese aynı güveni baştan vermek yerine, güveni zamana yaymayı daha erken öğrenmek isterdim. Ama geçmişe dair pişmanlık üretmekten çok, ders çıkarmayı tercih ediyorum.
Sıfırdan iş hayatına atılacak bir gence en önemli tavsiyeniz ne olur? Kaçınması gereken bir hata var mı?
Gençlere tavsiyem net: Sabırsız olmayın. Hızlı kazanma hayali, en büyük tuzaktır. Bir işin mutfağını öğrenmeden, emek vermeden yapılan her girişim risklidir.
Kaçınılması gereken en büyük hata ise kısa yoldan zengin olma düşüncesidir. İş, sabır ister; itibar ise yıllarla inşa edilir ama bir günde kaybedilir.
“Başardım” dediğiniz an hangisiydi? İş hayatınızdaki kırılma anını nasıl tanımlarsınız?
Ben “başardım” dediğim tek bir gün hatırlamıyorum. Daha çok şunu hissediyorum: Ayakta kalabildim. İşimi büyütürken istikrarı koruyabildim.

Kırılma anım, sorumluluğun arttığı ve artık sadece kendimden değil, birlikte çalıştığım insanlardan da sorumlu olduğumu fark ettiğim andı. O noktadan sonra kararlarım daha temkinli ama daha uzun vadeli olmaya başladı.
Bingöl sizin için ne ifade ediyor? Memleket bağınız iş hayatınıza nasıl yansıyor?
Bingöl benim için ata toprağı demek... Solhan, yokluk içinde ama dayanışmayla büyüdüğümüz, karakterimizin şekillendiği yerdir. O dönem ben tek değildim; hepimiz yokluk içindeydik. Ayağımızda kara lastikler, üzerimizde yamalı kıyafetler vardı ama bugün geriye dönüp baktığımda daha mutluyduk belki; çünkü paylaşmayı, sabretmeyi ve kanaati orada öğrendik. Ekonomik özgürlüğümüz yoktu ama birbirimize tutunmayı biliyorduk.
İstanbul’a geldiğimde ise hayatın başka bir yüzüyle karşılaştım. İlk zamanlar gidecek yerim yoktu; parklarda, camilerde yattığım günler oldu. Zorlandım, hatta bazı anlar pişmanlık yaşadım. Çünkü Bingöl’de olsam herkesin kapısı bana açıktı; kalacak yerim vardı, tanıdık bir düzenim vardı. İstanbul’da ise yalnızdım. Ama şunu hiç unutmadım: Ekonomik özgürlüğümü kazanmak zorundaydım. İşte bu düşünce, en zor şartlarda bile ayakta kalmamı sağladı.

Ta ki kendi işimi kurana kadar… İşimi kurduktan sonra dikkatli ama kararlı adımlarla büyümeye başladım. Elbette sendelediğim, zorlandığım zamanlar oldu; ancak cesur davranmam gerektiğini biliyordum. Büyümekten başka çarem yoktu. Çok şükür bugün geldiğim noktada, o günlerin bana kattığı sabrın, direncin ve emeğin karşılığını görüyorum.
Memleket bağı iş hayatıma da doğrudan yansıyor. Dürüstlük, sözünde durmak ve emeğe saygı gibi değerleri Solhan’da öğrendim. Nerede olursam olayım, hangi şehirde iş yaparsam yapayım bu çizgiyi hiç kaybetmemeye özen gösteriyorum. Çünkü insan, nereden geldiğini unutmazsa nereye gittiğini de şaşırmaz.
Bu dergiyi okuyacak Bingöllülere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bingöllü hemşehrilerime şunu söylemek isterim: Nerede yaşarsak yaşayalım, memleketle bağımızı koparmayalım. Birbirimizi desteklemek, birbirimizin yolunu açmak hepimizin sorumluluğu.
Özellikle gençlerimize inanıyorum. Sabırlı, ahlaklı ve istikrarlı oldukları sürece bu topraklardan çok güçlü hikâyeler çıkmaya devam edecektir.








