20 Kasım 1989 yılında birleşmiş milletlerde kabul edilen bir sözleşme ile o gün Dünya Çocuk Hakları Günü olarak kabul edilmiş.

193 ülkenin bu sözleşmeye imza atmış olması aslında çocukların bu dünyada hiçbir haksızlığa uğramayacağı anlamına geliyor.

Oysa bakıldığında bütün olumsuzluklardan en çok çocuklar etkilenmektedir.

Hafızalardan asla silinmeyecek olaylara bakıldığında hepsinin merkezinde çocuklar vardır, Aylan bebekten tutunda Yasin Börü’ye Fırat Sımpil den tutunda tacize uğrayan aylık bebeklere kadar hepsi savunmasız hepsi çocuk…

Dünya Çocuk Hakları sözleşmesi gereğince bütün çocukların haklarının verileceği uğradıkları haksızlıklar karşısında haklarının sonuna kadar alınacağı ümidiyle çocuklarımızın bu gününü kutluyorum.

Umudumuz Karartılmadan Yazımızı bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum.

Hepimiz duyuyoruz, sesler çok yakından geliyor, çatır-çatır!

Toplumda çok ciddi çatırdamalar var ey ahali, duymuyor musunuz?

Ey devleti yönetenler, siz uyuyor musunuz? Yoksa umurunuzda mı değil?

Bu yanı başımızda çatırdayan ses, uçurumun kenarına kadar gelmiş gençliğin çatırdama sesleridir.

Bu uçurumun kenarına gelmiş gençlik, düştü düşecek, siz neyi ve kimi bekliyorsunuz?

Ey anneler, babalar, büyükler, komşular, öğretmenler, dayılar, halalar, teyzeler, amcalar, amirler, şefler, müdürler, atanmışlar, seçilmişler... Yani hepimizin umudu, yarınları olan gençlerimiz gitti-gidecek. Bırakın yarınlarımızı, neredeyse gençlerimiz, çocuklarımız yarınları görmeden kayıp gidecek, uçurumdan aşağı düşecekler.

Daha dün "mutlu olsunlar, yuvalarını kursunlar, yarınlarımız, umudumuz olsunlar." diye evlendirip, düğünlerini yaptığımız çiftler, bu gün "ben mutsuzum, anlaşamıyorum, hata ettim..." deyip bir sürü tatsızlıktan sonra, soluğu boşanmak için mahkeme kapılarında alıyorlar. Varsa birde çocukları, varın sonu siz düşünün... 

Per-perişan olmuş, ruh halleri zedelenmiş çocuklardan bir gelecek tesis etmek, yarınları emanet etmek sizce mümkün mü?

Sevgili ebeveynler; hani çocuklarınız umudunuzdu?

Hani çocuklarınız canınız, ciğerinizdi?

Niye canlarınız, ciğerleriniz için biraz sıkıntı yaşadığınız için eşinize katlanmıyorsunuz?

Niye sorunlarınızı karşılıklı anlayış ve fedakarlık içinde çözmeye çalışmıyorsunuz?

Aslında anlaşılıyor ki; siz çocuklarınız için hiçbir sıkıntıya katlanmıyorsunuz. O zaman mutlu ve güzel bir gelecekten söz etmeye hakkınız yoktur ve uçurumun kenarına kadar gelmiş gençliğin bu durumunda, herkes kadar sizlerde, bizlerde suçluyuz.

Öncelikle evlerimizde oturup, eğlence diye izlediğimiz diziler, aldatmayı, devamında boşanmayı teşvik ediyor. Bunu destekleyen diğer enstürmanlar devreye sokuluyor. 

Nedir bunlar?

En meşhuru cep telefonları ve internet. Diziyi izledikten sonra erkek veya kadın ya internetin başına geçiyor veya telefona sarılıyor. Neyi ve kimi aradığını bilmeden birden bire kendini o meçhul alemin içinde buluyor. Gerisi zaten çorap söküğü gibi geliyor. Dağılmışlıkla beraber, parçalanmışlık başlıyor.

Sanal sevgiler, dışarıda bir tatmin arayışına itiyor. Bu durum önce saygı ve sevgiyi bitiriyor, arkasından tahammülsüzlük başlıyor, eşler birbirini taşıyamıyor.

Ve savrulmalar başlıyor...

Bütün mesele toplumdaki bu savrulmuşluk, parçalanmışlık eğitimle, refahla, ekonomik özgürlükle izah edilirse, bu durum beraberinde yeni sıkıntılar doğurur.

Biz bütün bunların en temel nedeninin inançtan yoksun ve manevi değerlerden kopuk yaşamakla meydana geldiğini düşünüyoruz. Eğer siz değer yargılarınızdan ve maneviyatınızdan kopuk yaşarsanız, öncelikle sizdeki namus kavramı zedeleniyor. Namus ve değer yargılarından kopuk yaşayan bir birey aslında kendi temeline dinamiti koymuş demektir.

Parçalanmışlığın ilk başlangıcı olan ahlaksız televizyon dizilerinden sonra eşler arasında başlayan tahammülsüzlük, şiddet, dağılmışlık ve sorumsuzluk en nihayetinde sanal sevgi arayışı ve internet üzerinden ahlaksızlığın ve sorumsuzluğun adına özgürlük deyip, her türlü iğrençliğin ve ahlaksızlığın bataklığına düşme ve orada debelenme süreci başlıyor.

Böyle bir bataklıkta debelenen bir gençlik, umudumuz ve yarınlarımız olabilir mi?

Bütün bunlarla beraber, uyuşturucu yaşının on beşlere düştüğü bir zamanda, bireyinden halkına, milletinden devletine kadar her kişinin ve kesimin bir sorumluluk üstlenmesi gerekmiyor mu?

Ülkemizde sözde Müslüman ve muhafazakar toplumumuzda, gayrimeşru ilişkiler almış başını gidiyorsa, kızların hamile kalma yaşı ortaokullara, liselere kadar düşmüşse ve buda çevre ve akrabalar tarafından duyulmadığı ve örtbas edildiği sürece sıkıntı yaratmıyorsa, hatta ebeveynlerin bu tür durumlarda anlayışlı ve hoşgörülü davranması tavsiye ediliyor veya onlar hoş görüye davet ediliyorsa, burada bir gençlikten ve yarınlardan bahsetmemiz söz konusu olamaz.

Buradan ebeveynlere ve bütün sorumlulara sesleniyorum; özelikle medyanın gücünü elinde bulunduran ve kendi hava ve heveslerini bütün insanlığın üstünde tutan, hiçbir değer yargıları olmayan, bu kainatın iğrenç vampirlerinin dünyaya yaymış oldukları, insanlığa zararlı fikir ve felsefi akımlardan çocuklarınızı korumaya azami itina gösterin. Sizlerde biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki, medyalarıyla bizleri o kadar uyutmuşlar ki, bir çoğumuz bizlere aşılanan bu tehlikelerin farkında bile değiliz ve bunların tuzaklarına düşmeye çok müsait durumdayız.

Bizlerin birinci görevi, kendimizi ve çocuklarımızı bu tuzaklara karşı bilinçlendirmeliyiz. Burada aklımızı, inancımızı ve değer yargılarımızı devreye sokmalıyız.

Yazılı ve görsel medya patronlarının veya yasadışı yollarla servet sahibi olmuş kişilerin, kendi çıkarlarını devam ettirmek için çocuklarımıza rol model olarak sundukları ve sevdirmeye çalıştıkları her türlü sapkınlığın içine düşmüş, eşcinselinden tutun da, her türlü melaneti işleyenlere kadar hepsini modern ve çağdaş kisvesi adı altında bizlere sundukları saptırıcı örneklerdir.

Sonuç olarak bütün dünyanın başına bela olmuş bu zararlı haşerelerin, kendi televizyon ve gazetelerinde bizim çocuklarımızı sorumsuzca yaşamaya özendirmeleri, sundukları rol modeller üzerinden gençlerimizin giyim kuşamından tutun da konuşmalarına kadar, ebeveynden tutun da büyüklerine kadar, öğretmenlerinden tutunda komşu ve akrabalarına kadar her türlü davranışlarında bu türleri taklit etmeye çalışmaktadırlar. Taklit etmeye çalıştıkları bu rol modellerin gerçek hayatta büyük bir bunalım ve ruhsal çöküntü içinde olduklarını bilmelerini isterim.

Sevgili gençler aklınızı kullanın ve bunların sizlerin başına örmeye çalıştıkları çorapları görün. Bunlar sizlerin acemiliğinizden ve ebeveynlerin cahilliğinden faydalanarak, sizleri kendi bataklıklarına çekmek istiyorlar.

Bizlerin, sizlerin ve gelecekteki nesillerin örnek alacakları ve rol modelleri, bizi biz yapan inancımızın önderleri ve öncülleridir. Kurtuluş inancımızı doğru dürüst yaşamakta, değer yargılarımıza sahip çıkmakta ve Muhammedi bir ahlakla ahlaklanmakta.

Sevgili ebeveynler, öğretmenler, büyükler, ve idarecilerimiz çocuklarımızı merhametle şefkatle sevgiyle büyütelim. Onları kötü niyetlilerin karanlıklarından koruyalım. Onlar bizim yarınlarımız, onlar bizim aydınlığımız olsunlar.

 Umut dolu yarınlara...