MD PRESTİJ DERGİSİ ÖZEL RÖPORTAJ

KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ? NASIL BİR ÇOCUKLUK DÖNEMİ GEÇİRDİNİZ? BİNGÖL’E DAİR AKLINIZDA HANGİ İZLER KALDI?

“Coğrafya kaderdir” sözünün İbn-i Haldun’a ait olduğu söylenir. Bu söylem, hava ve iklimin; insanın fiziki yapısını, davranışını, ahlakını, siyaset, medeniyet ve bakış açısını ifade etmek için kullanılmıştır. Bu nedenle, söyleşimize doğduğumuz ve çocukluk dönemini geçirdiğimiz coğrafyadan başlamanın son derece isabetli olduğunu söyleyebilirim. Bingöl ilimizin, “Havası sert, insanı merttir” özdeyişiyle ifade ettiğimiz Tavz bölgesinde hayata bir “Zaza” olarak, “Merhaba…” demek öncelikle tercih değil, ilahi bir takdirdir tabi ki, ancak hayata orada başlamamız, köklerimizin oraya dayanması, o coğrafyanın hayata, tutum ve davranışlarımıza olan etkisi yaşadığımız sürece devam edecektir. Kimlik belgemde, 05.11.1973 tarihinde Bingöl ilimizin hali hazırda Genç İlçesine bağlı Yenisu (Nederan) köyünde dünyaya geldiğim kayıtlıdır. Genç ve Solhan ilçelerimizin kesişim bölgesinde olan Tavz bölgesi köylerimiz ilçe merkezlerine uzak olduğu için doğduğumuz gün değil, babalarımızın ilçe merkezindeki nüfus idaresine gittiği gün ya da oradayken hatırladığı gün akranlarım gibi doğum günü olarak yazılmıştır. İlkokulu, doğduğum köyde ilk 5 sınıfın, tek sınıf ortamında bir arada eğitim gördüğü 2 odalı bir okulda başladım ve tamamladım. Allah devletimizin eksikliğini vermesin tabi, bir okulumuz olduğu için yine şanslıydık. Bazı yıllarda ya da aylarda öğretmenimiz olmazdı, olsun der, onu da dert etmezdik. Öğretmeni olan bize en yakın köy okuluna giderdim. “İlim Çin’de bile olsa, gidip alınız” şiarıyla hareket ediyordum. 1985 yılında ilkokulu bitirip komşu köyün bile gurbet sayıldığı o dönemlerde, eğitim hayatımın devamı için “Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,…” duygusuyla Bingöl il merkezine yerleşmiştir. Ortaokul ve lise öğrenimimi Bingöl İmam Hatip Lisesinde kısmen rahmetli amcamın evinde, kısmen de İHL pansiyonunda kalarak tamamlamıştım. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandığım 1992 yılında, ailem Bingöl merkeze taşınmış ama bana yine gurbet yolları görünmüştü. 1996 yılında üniversiteyi bitirince zorlu iş maratonu başlamıştı. Tavz bölgesinde başladığım ve İstanbul’da tamamladığım eğitim hayatım sonunda, işsiz kalmak bir yana, çevremdeki gençlere örnek olmak, eğitim konusunda verilen emeklerin boşa gitmeyeceğini göstermek için iyi bir işe girmem gerekiyordu. “Biz doğuluyuz, bizi işe almazlar”, “Ankara’da dayının olması gerekiyor, yoksa işe girilmez” gibi mazeretlere sığınmayı da kendime yakıştırmamıştım. Çocukken babamın ilim adamı olmasından dolayı bölge insanları nezdinde hep saygı ve ilgi görmüştüm. Bu durumun, babama olan saygı ve vefadan kaynaklandığını biliyordum. Bu nedenle, bu vefakâr insanlarımıza, bölgemize ve ilimize daha çok hizmet etmek, gençlere rehber ve örnek bir insan olabilmek için daha çok çalışmalıydım. Bu durum, hayata olan bakış açımı ve mücadele azmimi daha çocukken şekillendirmişti.

1

KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ? NASIL BİR ÇOCUKLUK DÖNEMİ GEÇİRDİNİZ? BİNGÖL’E DAİR AKLINIZDA HANGİ İZLER KALDI?

Çocukluğum köy yerinde geçtiği için; en üst kamu idarecisi “Vali/ Kaymakam”, babam da din görevlisi olduğu için en yetkili din görevlisi “Müftü” olarak kalmıştı zihin dünyamda. Bu nedenle üniversite sınavında “Kaymakam” veya “Müftü” olmak için sadece Kamu Yönetimi ve İlahiyat Fakültelerini tercih etmiştim. Oysa İstanbul’da Kamu Yönetiminde okumaya başlayınca Kaymakamların meslek hayatları boyunca ilçelerde görev yapacaklarını göz önüne alarak, Kaymakam olma fikrinden vazgeçmiştir. Belli süre bir ilçede yaşadıktan sonra görev yerinin sürekli değişmesi, ailecek hep gurbeti yaşama hissi beni bu kararımdan vazgeçirmişti. Kaymakam olmak amacıyla gittiğim Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirince, Kaymakamlık sınavına dahi müracaat etmemiştim. Büyük bir ilde yaşamalıydım diye düşünmüştüm. Kaymakamlık idealist ve güzel bir meslektir tabi. Ancak 1996’lı yıllarda “Müfettiş” olmak benim için daha cazip gelmişti. Bu amaçla kamu kurumlarının müfettişlik sınavlarını takip ediyordum.

1997 yılında SSK Sigorta Müfettiş Yardımcılığını kazanıp 1998 yılı Mart ayında Ankara’da göreve başladım. Daha sonra sırasıyla Müfettiş, Başmüfettiş, SGK Sıhhiye Merkez Müdürlüğü, SGK Ankara İl Müdür Yardımcılığı ve SGK Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele Daire Başkanlığı görevlerini yürüttüm. Halen SGK SPGM Primler Daire Başkanlığı görevini yürütüyorum. Ankara’da SGK’da başladığım kamu görevim, aynı kurum ve ilde devam etmektedir.

3

BİNGÖLLÜLERİN ANKARA’DAKİ KAPILARINDAN BİRİSİNİZ. HEMŞEHRİLERİNİZ DAHA ÇOK HANGİ KONULAR İÇİN SİZDEN DESTEK İSTİYOR?

Toplumumuzda “Devlet Baba” tabiri oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Yani devlet, bir baba gibi vatandaşlarının; barınma, sağlık, sosyal güvenlik, asayiş, ulaşım, eğitim vb. tüm ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır. Bu çerçevede, Sosyal Güvenlik Kurumumuzun yürüttüğü ve devletin “baba” olma rolünün gereği olarak görülebilecek çok önemli ve kapsayıcı hizmetleri mevcuttur. Bunlardan bir kısmını belirtecek olursak; şehit yakınlarına ve gazilere, köy korucularına gelir ve aylık bağlamak, işçi, kendi nam ve hesabına çalışanlar ve devlet memurlarının sağlık ve emeklilik işlemlerini yürütmek, tüm ülke nüfusuna sağlık hizmeti sunmak gibi çeşitli görevleri vardır. Bu önemli görevlerden dolayı, Kurumumuz imkân ve olanaklarını “beytül-mal” olarak görüp hemşerilerimize ve vatandaşlarımıza bu misyon çerçevesinde hizmet etmeye çalışıyoruz.

Ankara’da göreve başladığım yıllarda babamın bana hiç unutmadığım ve unutamayacağım bir tavsiyesi/vasiyeti olmuştu. O da; “Bingöl’den Ankara’ya gelen kişilerin büyük ihtimalle yemek parası ve otel parası vardır. Onu hesaplayıp gelmiştir. Onların ihtiyacı olan tek şey, işlerinin yapılmasıdır. Sen, insanların işine yardımcı ol. Diğer konular da imkân meselesidir” sözüdür. Çok şükür imkanlar ölçüsünde tüm hemşerilerimize ve vatandaşlarımıza bu anlayışla hizmet etmeye çalışıyorum. Hatta, hemşerimizin yasalar çerçevesinde olabilecek işlerini, kendileri Ankara’ya gelmeden de yardımcı olup çözmeye çalışıyoruz. Tabi ki görev yaptığımız ilin başkent olması, Bakanlıkların merkez birimlerinin burada olması, Ankara’daki sağlık hizmetleri ağının çok gelişmiş olması nedeniyle hemşerimizden bu konularda da çeşitli talepler gelmekte ve bilgiler iletilmektedir. Bizlere iletilen tüm taleplerin yerine getirilmesi ve gerçekleştirilmesi imkân ve olanak dahilinde değildir tabi. Tabi bu taleplerle ilgili hemşerilerimize yakın ve samimi bir iletişim kurulmak suretiyle işlerinin olup olamayacağı, hangi usulü takip etmeleri gerektiği konusunda yardımcı olduğumuzda dahi hemşerilerimiz memnuniyetini ve duasını aldığımıza inanıyorum.

4-1

YAKIN ZAMANDA GERÇEKLEŞECEK SEÇİMLERDE SİZİ TEKRAR ADAY ADAYI OLARAK GÖRECEK MİYİZ?

Silajlık Mısır Tohumu Ekildi Silajlık Mısır Tohumu Ekildi

Aslında bu sorunun cevabını ben de çok merak ediyorum. Seçim yakın gelecekte mi olur, süresinde mi olur bilemiyorum. Ama öngörüm, beklentim ve isteğim, seçimin zamanında yapılmasıdır. Çünkü seçilen herkesin, seçildiği süre sonuna kadar hizmet etme hak ve yükümlülüğünün olduğunu düşünüyorum. Bir an önce veya durmadan seçim olsun da belki bize de bir şans doğar ve seçiliriz anlayışını asla tasvip etmiyorum. Her seçimde kadrolu aday adayı olmak hoşuma giden ve istediğim bir husus değildir. Siyaset alanına inip zor şartları görünce ve yaşayınca kaçmak da bize yakışmaz. Her seçiminin kendine özgü şartları ve atmosferi vardır. Zamanı gelince şartlara bakıp karar vermek gerekiyor. Şimdiden kesinlikle aday adayı olurum ya da asla aday adayı olmam demem doğru olmaz. Zamanın bizi yalanmasına tanıklık etmek istemem. Benim açımdan vekil olmak, olmazsa olmaz bir hedef değildir. Amacım bulunduğum her görevde ve statüde hemşerilerimize ve vatandaşlarımıza güzel hizmetler yapmaktır.

GENÇ YAŞINIZA RAĞMEN BAŞARILI BİR ÇALIŞMA HAYATINIZ VAR. GENÇLERE BAŞARILI OLMALARI İÇİN NELER TAVSİYE EDERSİNİZ?

Başarı göreceli bir kavramdır tabi. Ama aynaya bakınca “genç yaşınıza rağmen…” ifadesine katılmıyorum. Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş şiirinde yer alan;

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Dizeleri bana daha gerçekçi geliyor. Ama yine iltifatınız için teşekkür ederim.

Gençlerin başarılı olmaları konusunda söylenecek o kadar çok şey var ki, insan nerden başlayacağını bilemiyor. Başarıya giden en önemli husus kuşkusuz bilgi ve eğitimdir. Nitekim dinimizin de ilk emri “oku, seni yaratan Rabbinin adıyla oku,…” talimatıdır. Bu nedenle tüm gençlerimizin öncelikle çok iyi bir eğitim alması gerekiyor. Özellikle liseden üniversiteye geçiş, üniversiteden iş hayatına geçiş süreçleri oldukça önemli sıçrama tahtalarıdır. Gençlerimizin topluma ve çevrelerine faydalı olabilmeleri için bu iki aşamayı oldukça başarılı geçmeleri gerekiyor. Bu aşamadaki başarının en önemli sırrı çok iyi, planlı ve programlı olarak çalışmaktır. Kuşkusuz ekonomik olanaklar ve sosyal çevre de bu aşamalarda önem arz etse de, gençlerin kaderleri ve gelecekleri kendi ellerindedir diyebilirim. İkinci önemli husus, geçlerin enerjilerini eleştiri yapma ve umutsuzluk aşılamaya değil, kendini geliştirmeye, iş yapmaya, proje üretmeye yönlendirmeleri gerekiyor. Gençler toplumların geleceğidir. Geleceğimizin aydınlık, umutlu ve ufkumuzun açık olabilmesi için geçlerimizin iyi eğitimli, donanımlı, saygılı, hoşgörülü ve güler yüzlü olmaları gerekiyor. İlimizde bulunduğumuz süre içerisinde ya da Ankara bulunduğum her ortamda özellikle genç hemşerilerimizle bir araya gelip görüş alışverişinde bulunmaya çalışıyorum. Bu görüşmeler, hem bilgi ve tecrübelerimizi geçlerimizle paylaşmamıza hem de gençlerimizin taleplerini ve yönelimlerini anlama ve öğrenme anlamında önemlidir. Ayrıca bu durum, X, Y ve Z kuşakları olarak tabir ettiğimiz kuşaklar arasındaki geçişin yumuşamasına ve keskin yaşam tarzlarının oluşmaması anlamında önem arz etmektedir. Orta yaş ve üstünün hayat tecrübesi, geçlerimizin dinamizmi ve cesaretinin bir araya gelmesiyle daha güçlü/kalkınmış bir toplum ve ülke haline geliriz.

5

SON OLARAK NELER EKLEMEK İSTERSİNİZ?

Hayatın kendisi nasıl geçici ise; kuşkusuz tüm unvanlar, görevler, makamlar ve sahip olunan zenginlikler de geçicidir. Kalıcı olan ise, Hakka ve halka olan hizmetler ve bunun sonucu kâinatta bırakabildiğimiz hoş bir seda’dır. Elbette her insanın kader çizgisi farklıdır. Ancak “Kader gayrete aşıktır” sözünü asla unutulmamalıyız. Yani, Bingöl’de doğmak bir “Kader”, Bingöl’lülere hizmet edecek imkân ve olanaklara sahip olmak ise “Gayret”ten geçer. Başarının üst sınırı yoktur ve olamaz. Ama alt sınırının olduğunu düşünüyorum. Hayat felsefesi olarak “Bir, Sıfırdan Büyüktür” anlayışıyla hareket ederek, yaptığımız küçük bir iyiliğin, attığımız küçük bir adımın, düne göre bugün kat ettiğimiz ek mesafenin başarının alt sınırı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle imkân ve olanaklarımız çerçevesinde kendimize, çevremize, hemşerilerimize ve insanlara yaptığımız katkılar bizler için çok önemlidir. Bu konularda yazılacak ve söylenecek o kadar çok söz var ki, okuyucuları sıkmamak ve sizlerin de fazla zamanını almamak adına izninizle burada söyleşimize son vermek istiyorum.

Bu söyleşimizin, siz değerli okuyuculara ulaşmasına vesile olan MD Prestij Dergisi imtiyaz sahibi Sayın Mahfuz Demir kardeşime ve ekibine teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dilerim. Kalın sağlıcakla…