ANA SAYFA > Yazarlar > Musa Apuhan > ZULÜM BİN YILLIK TASARLANMIŞTI

ZULÜM BİN YILLIK TASARLANMIŞTI

MusaApuhan
Sosyal Medya :
23 Aralık 2014, Salı 09:30
1324 kez okundu

Tarihimizde kara bir leke olarak yer alan 28 şubat sürecinde ben İstanbul da çalışıyordum. Müslüman bir ailede doğmuş ona göre yetiştirilmiş ve ona göre yaşamaktan da asla nedamet duymadım.ancak 28 şubatın mimarları böyle yaşayan herkesi düşman listesine eklemiş onları ya teslim almak yada imha etmek için her türlü zorbalığa baş vuruyorlardı her alanda sindirme politikaları uygulanıyordu başarılı da oldular ekmeğini okulunu işini kaybetmek istemeyen bir çok zavallı Müslüman onların potalarında erimeyi kabul etti.bizler başörtüsü eylemlerine katılıyor camiye gidiyor dilimiz döndüğünce islamı anlatmaya çalışıyorduk buda birilerinin kabul etmediği bir durumdu kendi saflarına çekmek istemeleri kabul etmediğimizde de başımıza gelecek olanları iş ekmek ile tehdit etmeleri bütün bunlara rağmen inancından taviz vermeyen bir pozisyon almamız bizim de zindanın yolunu tutma sürecimizi beraberinde getirdi hiç unutmadığım bir sözdür bir yetkili söylemişti ‘’biz vatandaşta iki şeye bakıyoruz ümit vaad eden tehlike arz eden ümit vaat edenler yaşatılır istedikleri mercilere getirilirler ancak tehlike arz edenler yok edilecekler ‘’bende şunu çok iyi biliyordum 28 şubat zihniyeti beni tehlike arz eden grubun içinde görüyordu bizden kurtuluş yolu olarak bir yafta yapıştırıp zindana atmaktı sonunda da öyle oldu.bana uydurma itirafçı ifadeleriyle hiç olmadığım bir yerde alakasız bir dönemde olmadık şeyler isnat ederek cezalandırdılar sonrada cezaevine attılar.peki ceza evine attılar da ne oldu şükürler olsun çok değerli insanlarla tanıştım bilmediğim bir çok şeyi orada öğrendim her arkadaş gibi ikinci üniversitemi orada okudum beş yılı dolu dolu geçirdim. Ancak bu zulmü bize reva görenler aldıkları bedduaların ahını ahir zamanlarında nasılda ödüyorlar.

 Biz 28 Şubat sürecini yaşadık. Bu süreci kimilerimiz içeride yaşadı, kimilerimiz dışarıda bu sürecin eziyetlerini çekti. Bize düşen de içeride çekmekmiş bu eziyeti... Çektik ve çıktık.. İçeride de, dışarıda da olsak bu eziyeti çekecektik. Bize düşen içeride çekmekmiş…

Kimseye karşı da kinimiz yok, öfkemiz yok. Ama Müslümanlara, insanlarımıza bu zulmü reva görenlere de hakkımızı helal etmiyoruz… Bize zulüm edenleri Allah’a havale ettik. Bazılarının dediği gibi “ocakları sönsün, evlatları görsün” de demiyoruz. Hak ettikleri ne ise Allah onu versin diyoruz.

28 şubat bizim birilerine kul olmamız istenen bir süreçti ama bilinmelidir ki bizler özgür yaşamak isteyen insanlarız. Özgürlüğü de Allaha kul olmakta görüyoruz. Onun için müslümandır diye işten atılanlar, başörtülüdür diye okuldan atılanlar, zulme karşı direndi diye cezaevlerine atılanlar hep özgürdü, onlar asla esir olmadılar…

Bazen çevremizde şunu duyuyoruz; “memleketin sorunlarını çözmek sana mı kaldı? bak işinden gücünden oldun, sıkıntılar çektin, keşke hiç bulaşmasaydın…” ama bilmiyorlar ki bu tezgahı kuranlar her zaman kurbanlarını da seçerler, buda bize denk geldi. Dediğimiz gibi 28 şubatın bağrında öyle acı hikayeler saklı ki belki de bizim hikayemiz o hikayelerin yanında çok hafif kalır.

 Öyle bir zulüm planlanmıştı ki asla bitsin istenmiyordu ve akla gelen en büyük sayısal değer üzerinden hesaplanıyordu. BİN YIL... Ancak bir gerçek unutuluyordu; tarih boyunca bin yıl süren bir zulme rastlanmamıştı. Bin yıl boyunca hiç filizlenmesin ve bir daha insanlığın gündemine alınmasın dedikleri şey neydi acaba? İslama ve onun mensuplarına duyulan kindi. Daha on yedinci yılında ise biz bir kara lekeden bahsediyoruz, hem de öyle bir kara leke ki bu sürecin mimarlarının çocuklarının bile utanç duydukları bir kara leke... tarihte yapılan hiçbir zulüm sorgusuz kalmamıştır buda kalmayacaktır ve sorgular başladı. Sizce bin yıl sürecek denilen zulmün hikayesini yazmaya nereden başlamalı?

Sayısızca mağdur ve tepe taklak olmuş bir ekonomi. Acaba unutmaya hangisinden başlasak? Mağdurlardan mı yok çökmüş ekonomiden mi? Bence bu millet ikisini de unutmaz, unutulacak gibi de değil. Yaraların sarılması ve(ya)sarılıyor olması bu zulmün ve zalimlerin unutulması anlamına gelmez…

Dağınık duran karabulutların rüzgarın etkisiyle toplandığı günün adıdır 28 şubat. 28 şubat 1997’de ülkenin dış tehlikelere karşı koruma görevi olan askerler bu defa kendilerine işten vazife çıkarmak kaydıyla milli güvenlik kurulunda irtica eylem planıyla adeta milli irade, demokrasi insan hakları kurşunlanmıştır. 28 şubat 1997 MGK kurulunda öyle kararlar alınmış ki, bu kararlar siyasi tarihimizde her alanda(toplumsal,hukuki,idari)büyük değişikliklere neden olmuştur. Kimilerince ayakta alkışlanacak kararlar kimilerince de kara bir leke… Ancak şu çok net görüldü ki bu zulmü onaylayanlar ve alkışlayanlar toplumun vicdanında cezalandırılmışlardır.

On yılda bir devri alemin tamamlandığı gibi darbelerin yapıldığı ülkede kendisini devletin sahibi zannedenlerİN 1995 genel seçimlerinde refah partisinin sandıktan birinci parti çıkmasıyla bütün hesapları bir anda değişti. 158 sandalye ile sistemin tamamını değiştirecek ve birilerinin öcüden korktuğu gibi korktukları islamımı getirecekti? Tabiî ki hayır bütün mesele adının bile oldukları ortamda anılmasına tahammül edemedikleri islamı günlük hayatında yaşayan Müslümanlarla aynı çatı altında olmaktı…

Epey uzun bir sürenin ardından refah partisi ile DYP koalisyon kurmuş ve Erbakan Başbakan olmuştu. Kinlerinin alenen kusulması bu koalisyondan sonra başladı.

 Yaş toplantısında kendisini meyhanede zannedip ‘’evladım bana rakı getirin’’ diyen komutanın bu sözlerinin Çanakkale de zafer kazanmış komutanın sözleri gibi gazete manşetlerine taşınması durumun vahametini açıkça ortaya koyuyordu. Bundan sonra ne mi oldu? Bir anda şeriat ve laiklik gündeme oturdu. Zaten bütün meselede olayı bu platforma çekebilmekti.

Oyun yazıldığı gibi sahneye konulmaya başlanmıştı. Perde açılır açılmaz replikler peş peşe gelmeye başladı. Barolar birliği başkanı ve Yargıtay başkanı adli yıl açılışında şeriat ve laikliği gündeme taşıdılar. Çok kısa bir süre sonra bu defa TÜSİAD erken seçim çığırtkanlığına başladı. Gerekçeleri neydi? Ekonomi kötüye gidiyormuş. Başbakan Erbakanın egemen güçlerden destursuz İran,mısır, Libya ziyaretleri dışarıdaki babaların yerli çocuklarını oldukça rahatsız etmişti. Başbakanın  Libya ziyareti hakkında mecliste gensoru verilmişti…

Bu çirkin oyunlarını tek bir konu üzerinden yürütemeyeceklerini çok iyi bildikleri için bir çok farklı oyunla durumu brezilya dizilerine döndürmeye çalışmışlardır. Kurban seçtikleri Müslim Gündüze oyuncuları Fadime Şahini musallat ederek toplumda farklı bir algı oluşturmaya başladılar. İşin içine şarlatan Ali Kalkancı da eklenerek dizi oldukça heyecanlı bir hale getirildi ve uzun bir süre gündem de tutuldu. Bununla dindar insanlar töhmet altında bırakıldı. Susurluk olayı Mehmet Ağarın istifası başbakanı siyası anlamda oldukça etkiledi. Yavaş yavaş olayın yargı ayağı oluşturulmaya başlandı ve geçmişten ders almayan iktidar olursak ezanı tekrar türkçeleştirirz diyen Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel, Başbakan Erbakan ve bazı milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

İşin eğitim ayağı olmazsa iş yarım kalır. Bunun için bende dine düşmanım diyen yiğit eğitimcilere ihtiyaç vardı. Elbette bunlarda bulunurdu. Ççevik birin talimatıyla toplanan sözde bilim adamları kukla rektörler komitesi susurluk olayı ve basına baskı olayını sert bir şekilde dile getirdiler. Bu deklarasyonu YÖK başkanı Kemal Gürüz okudu.

Cumhuriyet döneminde sürekli ikinci sınıf insan muamelesi gören oysa toplumda ciddi bir saygınlığa sahip din adamları ve kanaat önderlerinin iftar yemeğine çağrılması “irtica hortladı” çığırtkanlığını bir o kadar daha arttırdı. Son darbenin indirileceği 28 şubat MGK’dan hemen önce basında irtica konusunda bilinen bütün oyunlar sergilendi ve manşetler bunlarla taze tutuldu. Neydi bu manşetler? "Taksim'e cami", "Ayasofya ibadete açılacak", "500 tarikat 5 bin şeyh", "Defileler yasaklanıyor" bu türden manşetlerle askerler harekete geçti. Rütbeli subaylar hemen gölcükte toplanıp irticayı masaya yatırdılar, arkasından medya hemen irticanın iktidarda olduğunu yazdılar Yani gerekli bütün süslemeler bir bir darbe dekorunun içine yerleştiriliyordu. Sincan belediyesinin Kudüs gecesi düzenlemesi, iran büyükelçisinin davet edilmesi, cihad oyununun sahneye konulması bu din düşmanları için bardağı taşırmıştır. Bir başka kurban Bekir Yıldız oda tutuklandıktan sonra yargılanıp mahkum edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu olayı gerekçe göstererek siyasi partiler kanununa aykırı davrandığı için refah partisini uyarmış akabinde dönemin meşhur başsavcısı şimdilerin yalnızı Vural Savaş “başbakanın ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” gerekçe göstererek partiye kapatma davası açmıştır. Bunca şey yaşanır ve demokrasiye bir balans ayarı şart olur. Bunun için Ankaranın göbeğinde milletin çocuğuna göz dağı vermek için milletin tankı yürütülür. Ve Deniz Erkayanın “ irtica PKK dan daha tehlikelidir” sözü tarih sayfalarındaki yerini alır…

 Adnan Menderes döneminden itibaren ülkenin başına gelen her felakette rol alan Cindoruk, “Refah Partisi düzeni silah zoruyla değiştirecek” beyanında bulunuyor. ANAP genel başkanı hırsızlıkta maharetli, ülkeyi yönetmede beceriksiz Mesut Yılmaz diğer şer odaklarına güç birliği çağrısı yapıyor, 1960 yılından itibaren darbelerin şamar oğlanı yedi defa göderilip sekizinci defa geri getirilen zat her dönemde olduğu gibi yine masonluğunun gereğini yapıyor, küfe halkı gibi önce Erbakana her şeyin iyi gittiğini, ordunun gidişattan memnun olduğunu mektupla bildirip akabinde onu uyarıcı bir mektup göndererek durumun vahim olduğunu ve her kesimin gidişattan rahatsız olduğunu başka bir mektupla kendisine bildiriyor.

İrtica paranoyasıyla Ankarada kadınlar sokağa dökülüyor. Gazete manşetlerindeki korku senaryoları dizinin başka bir bölümüdür. Sendikalar, sivil toplum örgütleri, iş dünyası hepsi bir anda bu senaryonun bir figüranı oluyorlar. Herkes üstüne düşen oyunu oynamıştı sıra ülkeyi kendilerinin zanneden apoletlilere gelmişti.

28 şubat 1997 günü MGK toplanmış milli iradeye tavsiyelerde bulunuyor, kararlar hükümete bildiriliyor. İrticanın tehlikeye düşürdüğü laiklikle ilgili yasaların uygulanmasını istiyordu. Başbakan kararlar yumuşatılmazsa imzalamayacağını söylüyor ancak beş gün sonra başbakan kararları imzalamak zorunda kalıyor. Bu kararların imzalanması ile MGK kararlarını uygulama komitesi kurulup ülke genelinde bir irtica sürek avına başlandı. 

Bütün bunlardan sonra ne oldu? İşte bütün mazlumların ve dindarların yüreğini parçalayan, hayatlarını alt üst eden gelişmeler başladı…

Yargıtay başsavcısı Vural Savaşın ülkenin iç savaşa sürüklendiğini gerekçe göstererek RP’ye kapatma davası açması, fişlemelerin yapılıp görevden uzaklaştırmaların başlaması, üniversitelere girişte katsayı engelinin uygulanması, genel kurmaydan firmalara ambargo uygulanması, sözde adaletin temsilcilerine birifing verilmesi, bütün bu zulme daha fazla dayanamayan başbakanın görevi başbakan yardımcısı Tansu Çillere devreceğini bahane ederek istifa etmesi… Bütün bunlar demokratik cumhuriyet devletinde oluyor… Unutulsun ve izleride silinsin istiyorlar.

Eşinin başı örtülü diye görevden uzaklaştırılan bir subay, namaz kılıyor diye görevine son verilen başarılı bir bürokrat, başı örtülü diye üniversiteye alınmayan bir genç kız, onu okutmak için her türlü sıkıntıyı göze alan bir anne baba ve uzattıkça uzatabileceğimiz daha niceleri… söyleyin hangi birini unutalım ? Öyle bir zulüm icra edildi ki Allaha şükürler olsun ki sizin zulmünüz bin yıl sürmedi ama mazlumlar ve mağdurlar bin yıl geçse de sizin bu yaptıklarınızı unutmayacaklar ve bu yapılanlar tarihin sayfalarındaki yerini almıştır.

Başbakan Erbakanın istifasından sonra baş mason hükümeti kurma görevini yavru masona veriyor. Kumar masalarında burnunu kırdıran Mesut Yılmaz, daha sonra küfrünü ve islama olan tahhamülsüzlüğünü meclis kürsüsünde bu kadına haddini bildirin diyen Ecevit, şeytani güçlerin yerli avukatı ve yalancı Cindoruk ANASOL.D hükümetini kurdular. Talimatla kurdurulan bu hükümete verilen görevde irticayla mücadele adı altında islama saldırı hükümeti olmuştur. “Bu zulüm bin yıl sürecek” demişti dönemin kudretli komutanı. 

Zulüm Bin Yıllık Tasarlanmıştı
Mazlumun ahı tutunca, bu dönemin kudretlileri yargılanmaya başlanınca aynı replik başgösterdi;

“Ben masumum, benim bir günahım yok, ben emir kuluydum..”

Tabi;

Aldınız mazlumun ahını,

Şimdi çıkıyor aheste aheste.

Bütün zalimler ben suçsuzum emir kuluydum der,

Hep aynı türkü hep aynı beste…


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler

11.10.2019 UZMAN ARABULUCU SİSTEM… BOŞANMA-1

02.10.2019 UZMAN ARABULUCU SİSTEM-2 EVLİLİK…

19.09.2019 UZMAN ARABULUCU SİSTEM-1 EVLİLİK

25.08.2019 TARAFLAR NETLEŞİRKEN…

24.07.2019 DÜNDEN BUGÜNE BİNGÖL’DE HAYAT…

13.07.2019 GENÇLERE İŞ KURMA TAVSİYEM…

18.06.2019 ŞEHADET YOLUNDA MUHAMMED MURSİ

23.05.2019 MEKTEB-İ AKİF

03.04.2019 AK PARTİ BİNGÖL TEŞKİLATI ÖZ ELEŞTİRİ YAPMALI…

18.01.2019 SEVDİRİN, NEFRET ETTİRMEYİN…

28.12.2018 İYİ Kİ VARSIN TAVZ-DER

14.12.2018 HAYDİ BİNGÖLLÜLER! PAYİZ OYUNUNA…

12.12.2018 HALKIN ADAMI ZİYA BUYANKARA HOCAM…

29.11.2018 DÜPE DÜZ SOYGUN…

02.10.2018 HADİ ORADAN

21.09.2018 İZDİVACA GİDEN YOLDA HUZUR MU KRİZ Mİ?

12.09.2018 CENNET MEKANIN OLSUN GÜZEL İNSAN MEHMEDİ HAZAR…

24.08.2018 TAVZ-DER ZİRVEDE…

22.08.2018 İDDİA BÜYÜK…

19.07.2018 DEDİM OLMAZ… ÇÜNKÜ TRT KURDİ’DE ŞEHR’İ BİNGÖL TİYATROSU EKİBİ VAR.

16.07.2018 DÜĞMEYE KİM BASTI?

03.07.2018 İDAM’SA İDAM…

28.06.2018 PARK VE ŞEHİR…

08.06.2018 YAPILANLARLA YETİNECEKMİYİZ?

30.05.2018 SÖZ

28.05.2018 SİNEĞİN KENDİNİ BEĞENMİŞİ…

23.05.2018 KARŞI HAMLE…

22.05.2018 MANİFESTO MAHİR ÜNAL PARTİ PROGRAMI CEVDET YILMAZ

30.04.2018 SENDE OLMALISIN ORHAN BARAKGAZİ…

19.04.2018 DÖNDÜK MÜ BAŞA?

17.04.2018 BİNGÖL HALKINA SORDUK… BEKLENTİLERİNİZ NEDİR?

09.04.2018 HAFTAN KUTLU OLSUN POLİS KARDEŞİM…

02.04.2018 M.HANEFİ GÜLER VE İSTEMEYENLERİ…

26.03.2018 ÇARESİZLİĞİN ADI İNTİHAR OLMAMALI

16.03.2018 AFRİNDEN BİNGÖL’E MEKTUP…

12.03.2018 UYAN EY MÜSLÜMAN !

06.03.2018 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ…..

19.02.2018 ŞUBAT VE ŞEHADET…

31.01.2018 AFRİN

16.01.2018 AK PARTİ İL YÖNETİMİ HAYIRLI OLSUN

12.01.2018 SİYASETİN UZMANINDAN TAVSİYELER

08.01.2018 HALKIMIZIN HAKLI TALEPLERİDİR…

03.01.2018 NASIL BİR İL BAŞKANI?

01.01.2018 İL BAŞKANLIĞI MI, BREZİLYA DİZİSİ Mİ?

28.12.2017 TEŞEKKÜRLER TAVZ-DER…

24.12.2017 TEŞEKKÜRLER ŞEHR-İ BİNGÖL TİYATROSU

07.12.2017 İSRA’MIZ KUDÜS’E MİRACIMIZ KUDÜS’TEN…

25.11.2017 25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE VE ULUSLAR ARASI DAYANIŞMA GÜNÜ

19.11.2017 DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ…

17.10.2017 NE OLDU BİZE? NE OLDU MEMLEKETİMİZE?

02.10.2017 SOYSUZUN BİRİ…

29.09.2017 HORMONSUZ VE YERLİ DEDİM; SİZCE KİM?

18.09.2017 ELLERİNİZDEN ÖPÜYORUM MELİK TURAN ÖĞRETMENİM…

29.08.2017 AFFET BİZİ MAZLUM ARAKAN…

14.08.2017 16. YILINDA AK PARTİ…

10.07.2017 RAHŞAN HANIM (!)

01.07.2017 KUKLA ÇAÇA…

24.06.2017 ANNE

17.06.2017 ŞEHİR ve SPOR

23.04.2017 BAŞARILI BAŞKAN…

23.04.2017 BAŞARILI BAŞKAN

08.04.2017 ANLATIN ÇOCUKLARIMIZI NASIL ÖLDÜRDÜĞÜNÜZÜ, ÇOCUKLARINIZA...

06.03.2017 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

31.01.2017 İSTİSMARA AĞIR CEZALAR GELMELİ!

04.01.2017 MEVZU İNSAN OLUNCA.

07.12.2016 'NEREDEN ÇIKTI BU DERNEK'

01.12.2016 ÜÇÜNCÜ YILIN KUTLU OLSUN, SÜRMANŞET…

20.11.2016 BÜYÜKLERİN İSTİSMARI, KÜÇÜKLERİN MAĞDURİYETİNE DÖNÜŞÜYOR...

18.11.2016 BAŞKANLIK… AMA NİYE?

06.10.2016 BANA DA SICAK BİR YUVA LAZIM...

21.08.2016 Musa Apuhan- Hepimizi Öldürün

12.08.2016 POLİS KARDEŞİM…

30.07.2016 NAZLISI

18.07.2016 NEYİN DARBESİ? KİME DARBE? – Musa APUHAN

03.07.2016 GÜZEL BİR ETKİNLİK; KİTAP OKUMA​

09.06.2016 EY KİMSESİZ ÇOCUK

07.06.2016 RAMAZAN VE BİNGÖL - MUSA APUHAN

08.05.2016 LA(HAVLEL)İK DURUMLAR

29.04.2016 HEP BİRLİKTE EL ELE

01.04.2016 TOPLUMUN GİZLİ YARASI; TACİZ…..

11.01.2016 MİLLİ EĞİTİM BU SESE KULAK VERMELİ

23.11.2015 SAYGI DEĞER ÖĞRETMENLERİMİZ

28.10.2015 BİLMECE SİZCE KİM BU ADAM?

18.10.2015 NE DEĞİŞECEK? KİMLER DEĞİŞTİRECEK?

05.10.2015 SİYASETTEKİ SUSKUNLUK

05.10.2015 SİYASETTEKİ SUSKUNLUK

14.09.2015 ÇİÇEKLER ÖLMESİN SUSUZLUKTAN…

04.09.2015 HALKIN GAZABI

27.08.2015 HAYALLERİM VE UMUTLARIM

07.08.2015 DUYMADIĞIMIZ ÇIĞLIKLAR

31.07.2015 SAVAŞIN ÇİRKİN YÜZÜ

20.07.2015 MEDYA

10.07.2015 DOĞRU TERCİH, SAĞLAM BİR GELECEKTİR

30.06.2015 HUUU KOMŞUU

19.06.2015 BİNGÖL DE RAMAZAN

20.03.2015 ESKİYE RAĞBET OLSAYDI

09.03.2015 8 MART

02.03.2015 HİZMET Mİ ETMEK İSTİYORSUNUZ?

31.03.2015 NASIL BİR MİLLETVEKİLİ

16.01.2015 ŞEHİRDEKİ TİLKİLER

30.12.2014 YETER BU DEFA TEMİZ OLSUN

20.12.2014 GEÇMİŞTEN GELECEĞE YILBAŞI


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor