KUKLA ÇAÇA…

Abone Ol

Günlerdir ülkenin gündemini meşgul eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun “sözde adalet yürüyüşü” oyunu devam ederken, yürüyüşe sonradan katılanlar, yürüyüşte; “ben şunun anası, bunu karısıyım.” deyip, insanların iyi niyetini istismar etmeye çalışan maaşlı yavşaklar, ta Pensilvanya’dan kendi şarlatanlarını uzaktan kumandayla idare edenler, ülkede bir kargaşanın çıkması gerektiğini, bunun için her türlü alçaklığın yapılmasının mübah olduğunu savunanlar…

Larda lar lar…

Bütün bunları görünce aklıma bir kukla hikayesi geldi;

Çaça, öğle uykusundan yeni uyanmış, gördüğü rüyanın etkisinden daha uyanamamıştı. Rüyasında kuklaların şahını görmüştü. Şah karşısında oturmuş ona gülüyordu. Hem de kahkahalarla.

Çaça, çöp kutusunun yanında bağdaş kurdu, kol ve bacaklarını oynatarak gıcırdayan eklemlerinin sesini dinledi. Burayı seviyordu, çünkü hem çocuklarının oyunlarının kurbanı olmuyor, hem de pis koktuğu için insanlar oraya fazla yaklaşmıyordu.

Çaça tahta başını (odun kafa) 180 derece döndürerek geriye çevirdi. (ankaradan İstanbul yönüne) Ve biraz arkasında kalan kaldırımdan alkış tutan, kafaları olmayan, pantolon içindeki bacakları gördü. Üç gün önce yağan yağmurda ıslanarak bozulan eklemleri, durduğu yerden daha ileri gitmesine izin vermiyordu. (Girdiği bütün seçimlerden hezimetle çıkan K.K’nın bozulan kimyası, ona siyaset yapma alan ve imkanı bırakmamıştı.)

Çaça tahta(odun)kafa olduğu için bir gün kafasının aniden çat diye kırılacağı korkusu içine girmişti. (Adalet bir gün bana da dokunursa korkusu)

Çaça çıktığı yolda, kafasız, pantolon içindeki bacaklarla yolu işgal ettiğinden dolayı, yoldan geçen araçların yuh anlamına gelen korna seslerine, küfürlerle karşılık vererek yollarına devam ettiler.

Çaça gözlerini yolun karşısında, üzerinde Pensilvanya’da ki amcan yazılı, gösterişsiz ve kaba duran tabelaya dikti. İçerde kendisi gibi yüzlerce kuklanın durduğunu gördü ama kuklaların şahı bu aralar en çok Çaçayı seviyordu.

Çaça iplerini peşinden sürükleyerek, dükkanın önüne doğru yürüdü. Vitrinde iplerinden asılı duran yolda kendisine katılacak olan başka kuklalar gördü. Çaça diğer kuklaları da ipli görünce biraz kızdı, “oysa asıl kukla bendim ve ipler kuklalar içindir!” dedi ama kuklaların şahından korktuğu için ses çıkaramadı.

Çaça yoluna devam etti. Bir süre gittikten sonra dinlenmek için gördüğü bir çöp tenekesinin yanına yerleşti. Sağına soluna baktı, onunla beraber yola çıkan kafasız pantolonlu bacakların çoğu onu yarı yolda bırakmıştı.

Çaça bir anda üşüdüğünü hti ama hava sıcaktı.

Çaça soğuktan değil, yalnızlıktan üşüyor ve korkuyordu.

“Olsun.” Dedi, “kuklaların şahı beni yalnız bırakmaz…” dedi ve tahta kafasını çöp kutusuna dayadı ve uykuya daldı.

Rüya görüyordu; bütün kuklalar onun emrinde, oda kuklaların şahının artık dizinin dibindeydi.

Tam bu esnada bir el Çaçayı aldı ve adalet sepetine diğer kuklaların yanına koydu.

Kukla Çaçanın yürüyüşü gerçek adalete doğru başladı.

O an başladı tahta(odun) kafasına vurmaya ve dedi ki;

“Kukla kukladır ha ÇAÇA ha K.K fark etmez.”