GÜNDEM

“Değişen Dünyada Değişmeyen Ezberler”

Siyasetçi M. Hanefi Güler, değişen dünya düzeninde eski siyasi ezberlerin hükümsüz kaldığını belirterek, samimiyet ve siyaset ahlakı çağrısı yaptı.

Abone Ol

Siyasetçi M. Hanefi Güler, kaleme aldığı yeni değerlendirme yazısında, dünyanın tarihsel bir eşikten geçtiğini, buna rağmen bazı siyasetçilerin hâlâ otuz yıl öncesinin diliyle konuştuğunu belirtti. Güler, “Değişimi reddedenler, sonunda değişimin nesnesi olurlar” uyarısında bulundu.

İşte Güler'in o yazısı:

Değişen Dünyada Değişmeyen Ezberler

Dünya yeni bir tarihsel eşiğin içinden geçiyor.

Sadece hükümetler değişmiyor; devlet aklı, güvenlik paradigması, ekonomi-politik dengeler ve uluslararası sistem yeniden şekilleniyor. Bir dönemin tartışılmaz doğruları, bugün hızla hükmünü yitiriyor.

Uluslararası hukuk artık güçlülerin çıkarına göre yorumlanan bir metne dönüşmüş durumda. Demokrasi, uzun yıllar ihraç edilen bir değer olmaktan çıkıp kendi coğrafyasında bile savunmaya muhtaç hale geldi. Küreselleşmenin yerini jeopolitik bloklaşmalar alırken, sınırlar sermayeye açık kalıyor; fakat insanlara kapanıyor.

Dünyanın dili değişiyor.

Buna rağmen bazı siyasetçiler hâlâ otuz yıl öncesinin cümleleriyle konuşuyor.

İşte asıl trajedi burada başlıyor.

Çünkü tarih, değişimi okuyamayanları beklemez.

Bölge de artık eski bölge değil.

Devlet dışı silahlı yapıların belirleyici aktör olduğu dönem kapanıyor. Enerji koridorlarının, ticaret yollarının ve jeoekonominin belirlediği yeni bir düzen kuruluyor.

Yeni dönemin merkezinde ideolojik sloganlar değil; ulaşım ağları, enerji güvenliği, ekonomik entegrasyon ve devlet kapasitesi bulunuyor.

Bu dönüşümün tam ortasında yaşayan halkların hâlâ eski hesapların malzemesi yapılması ise büyük bir siyasal akıl tutulmasıdır.

En dikkat çekici olan ise şudur:

Şartlar değiştiğinde ilk değişen söylemler olmuyor.

İlk değişen, ziyaret takvimleri oluyor.

Dün yolu unutulan şehirler, bugün yeniden hatırlanıyor.

Düne kadar sesi duyulmayan insanlar, bugün “çok kıymetli” ilan ediliyor.

Acılar yeniden keşfediliyor.

Mağduriyetler yeniden ziyaret ediliyor.

Ve bütün bunlar, samimi bir yüzleşmenin değil; yaklaşan siyasi hesapların işareti olarak okunuyor.

Çünkü samimiyet seçim takvimine göre çalışmaz.

Vicdanın kampanya dönemi olmaz.

Asıl problem ise başka yerde.

Hâlâ bu toplumun hafızasının zayıf olduğu sanılıyor.

Oysa acı çeken toplumların hafızası güçlü olur.

Bedel ödeyen halklar kolay unutmaz.

Çünkü onların tarihi, kitaplardan değil; mezarlıklardan okunur.

Bu nedenle dün söylenenlerle bugün söylenenler arasındaki mesafeyi en iyi onlar görür.

Ve en çok da bunun hesabını sorarlar.

Türkiye’de uzun yıllardır aynı siyasal refleks tekrar ediyor.

Kendi iç krizlerini çözemeyenler, çözümü başkasının desteğinde arıyor.

Kendi partisini bir arada tutamayanlar, başka toplumlardan yekpare sadakat bekliyor.

Kendi siyasal bölünmesini yönetemeyenler, başkalarının birlik duygusunu zayıflatmaya çalışıyor.

Bu yaklaşım sadece siyasal olarak yanlış değildir.

Aynı zamanda toplumsal zekâyı küçümseyen kibirli bir bakışın ürünüdür.

Artık insanlar eski filmleri yeniden izlemek istemiyor.

Çünkü aynı senaryoların sonunda en ağır bedeli hep toplum ödedi.

Kazananlar makam sahibi oldu.

Kaybedenler ise evlatlarını toprağa verdi.

Bugün yeni bir hikâye yazılacaksa, o hikâyenin merkezinde vesayet değil irade; manipülasyon değil muhasebe; slogan değil akıl bulunmalıdır.

Bu ülkenin doğusunda yaşayan insanların temel beklentisi çok büyük değildir.

Yeni şartlara uygun yeni bir siyasal dil…

Geçmişle yüzleşebilen yeni bir cesaret…

Toplumu sadece seçim dönemlerinde hatırlamayan yeni bir samimiyet…

Ve en önemlisi…

Hiç kimseyi yedek güç, pazarlık unsuru veya zor zamanların can simidi olarak görmeyen yeni bir siyaset ahlakı…

Aslında istenen budur.

Ne eksik ne fazla.

Bugün dünyanın değiştiğini herkes görüyor.

Değişmeyen yalnızca bazı siyasi ezberler.

Oysa tarih bize defalarca aynı hakikati fısıldadı:

Değişimi reddedenler, sonunda değişimin nesnesi olurlar.

Değişimi okuyabilenler ise tarihin öznesi hâline gelirler.

Bugün mesele yalnızca yeni bir siyaset üretmek değildir.

Asıl mesele, geçmişin yükünü geleceğin omuzlarına bindirmeden yürüyebilmektir.

Çünkü toplumlar artık slogan değil; samimiyet arıyor.

Gürültü değil; hikmet arıyor.

Vesayet değil; irade arıyor.

Ve tarih, bu sesi duyanlarla yoluna devam edecek.